Mandela’nın dört hali…
Ve süreçte kritik bir an yaklaşıyor.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İmralı Adası’nda Öcalan için yeni bir bina inşa edildiğini doğruladı.
Rûdaw, bu yapının içinde görüşme alanı, çalışma ofisi, kütüphane ve spor alanı şeklinde bir kompleks olduğunu yazdı:
“Rûdaw’ın ulaştığı detaylara göre Öcalan, bu yeni yapıda en az 15 televizyon kanalını izleyebilecek.Ayrıca adada bulunan diğer mahkumlar zaman zaman sekreterya göreviyle yanında bulunabilecek.”
DEM Parti yöneticisi Öztürk Türkdoğan, bu yeni modele geçişte Mandela örneğini hatırlattı:
"Benim aklıma hep Nelson Mandela gelir. Mandela 28. yılda ancak özgürlüğüne kavuşabildi. En son nakledildiği hapishanede kendisine uygun bir mekan yaratılmıştı ve o mekan üzerinden bütün süreçler yürütülmüştü.Benzer bir şey söz konusu olabilir."
Mandela’nın üç kademeli hapishaneyle geçiş süreci hemen akla geliyor.
Ama önce bir çok kullanılan Mandela ve Öcalan benzetmesine bakalım.
Mandela, yüzde 80’i yerli siyahların oluşturduğu olan ama Avrupa’dan gelmiş ırkçı bir beyaz azınlık tarafından yönetilen bir ülkedeki siyahi direnişin lideriydi.
Burada bir benzerlik yok.
Şiddeti bir yöntem olarak benimsede de farklar var.
Mandela yola bir sivil aktivist olarak çıkmıştı.
Hatta Güney Afrika’da direnişin fikri lideri Gandhi’ydi.
1893 gecesi. Güney Afrika’nın doğusunda, bugün de varlığını sürdüren küçük bir şehir: Pietermaritzburg.
Soğuk bir istasyon. Bir adamın cebinde birinci sınıf bileti var. Ama teninin rengi, o biletten daha ağır basıyor. Vagondan indiriliyor. Bavullarıyla birlikte perona bırakılıyor.
O adam: Mahatma Gandhi’ydi.
Gandhi, o sırada Güney Afrika’ya yeni gelmiş genç bir avukattı. Hintli bir Müslüman tüccarın davasını takip etmek için oradaydı. İşini bitirip dönebilirdi. Ama kalmayı seçti. Çünkü gördüğü şey bir istisna değildi; bir sistemdi.
O dönemde Güney Afrika’da sadece siyahlar değil, Hintliler, Müslümanlar, Hindular, işçiler, tüccarlar ayrımcı yasalarla karşı karşıyaydı. Aynı trenlerde aşağılanıyor, aynı şehirlerde dışlanıyorlardı.
Gandhi’nin yaptığı şey, bu parçalanmış topluluğu bir araya getirmek oldu.
Ama bunu alışılmış bir yolla yapmadı.Silah çağrısı yapmadı.
Şiddetsiz direnişi seçti.
O dönemin güçlü siyasetçilerinden, Güney Afrika yönetiminde önemli bir isim olan Jan Smuts bu yüzden şöyle demişti:
“Sizinle konuşmam boşuna. Siz uzlaşmıyorsunuz. Hapse gitmek istiyorsunuz. Sizinle ne yapacağımı bilmiyorum. Keşke silaha sarılsanız, o zaman sizinle nasıl baş edeceğimizi bilirdik.”
1944’te Afrika Ulusal Kongresi’ne katılan genç avukat Nelson Mandela da ırkçı mülkiyet........
