Muhalefeti tasfiye etmeden etkisizleştirmek
Türkiye’de siyasetin eşit şartlarda yürüdüğüne, sandığın tek başına her şeyi çözdüğüne dair anlatı uzun zamandır inandırıcı görünmüyor. Sokakta, pazarda, üniversitede ya da televizyon ekranlarında karşılaştığımız manzara artık başka bir gerçeği işaret ediyor: Gücü elinde tutan yapı yalnızca ülkeyi yönetmiyor aynı zamanda siyasetin hangi başlıklar altında yapılacağını, kimin konuşacağını, kimin görünür olacağını ve kimin oyun dışına itileceğini de büyük ölçüde belirliyor.
Fakat bu tabloyu sadece baskı kavramıyla açıklamak yetersiz kalır. Çünkü bugünün iktidar pratiği rakibini tamamen ortadan kaldırmayı hedeflemiyor aksine ona ihtiyaç duyuyor. Seçimlerin yapılması, Meclis’in açık kalması, muhalefetin varlığını sürdürmesi rejimin demokratik meşruiyeti açısından vazgeçilmez bir vitrin işlevi görüyor. Asıl mesele, muhalefetin yaşamasına izin verirken onun gerçek bir iktidar alternatifine dönüşmesini engelleyebilmek. Şekli unsurları korunan ancak içeriği boşaltılan bu yapıda iktidar, rakibini yok etmek yerine sınırları belirlenmiş bir alanda paranteze almayı tercih ediyor. Son yıllarda izlediğimiz siyasal stratejinin merkezinde tam olarak bu denklem var.
Bu stratejinin ilk ayağı gündemi belirleme gücüdür. Milyonlarca insan geçim sıkıntısıyla boğuşurken, gençler liyakatsizlik yüzünden geleceğe olan inancını kaybederken, emekli ay sonunu getiremezken siyaset bir gecede bambaşka başlıklara taşınabiliyor. Bir anayasa tartışması, bir dış politika gerilimi, sembolik bir polemik ya da yeni bir siyasi kriz toplumun yakıcı meselelerinin önüne kolayca geçebiliyor.
Muhalefet ise çoğu zaman bu suni gündemlerin peşinden sürükleniyor. Zira iktidarın ortaya attığı her tartışmaya cevap verme refleksi, farkında olmadan siyaseti onun belirlediği zeminde yapmayı kabul etmek anlamına geliyor. Kendi gündemini........
