menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakikati konuşmak ayrı, hakikati taşımak ayrı

47 0
08.04.2026

Stratejik İletişim Zirvesi kürsüsünde İbrahim Kalın tarafından yapılan konuşma üzerine yazmak istiyordum ancak araya giren yurt dışı seyahatim ve bu seyahatin zihnimde açtığı katmanları kayda geçirdiğim köşe yazıları sebebiyle bu niyet kısa bir süre askıda kalmıştı.

Oysa söz konusu konuşma, gündelik tartışmaların dar ufkuna sığmayacak kadar yoğun bir düşünce birikimini barındırıyordu. Bu yüzden şimdi, gecikmiş bir not düşmekten ziyade bu birikimin işaret ettiği yükün neye karşılık geldiğini anlamaya çalışarak yazıyorum.

Karşı karşıya olunan metin yerleşik bir düşünce geleneğinin içinden konuşuyor. “Hakikat”, “bilginin anlamı” ve “hikmet” gibi kavramla gelişigüzel seçilmiş başlıklar değil elbette. Uzun süreli bir zihinsel mesainin ardından yerli yerine oturtulmuş, kendi içinde tutarlı bir çerçeve kuruyor. Bu durum, metni sıradan, politik bir konuşmanın ötesine taşıyor ve daha dikkatli bir değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Ancak…

Düşünce tarihinde kavramların değeri hiçbir zaman ne kadar doğru ifade edildikleriyle ölçülmemiştir. Belirleyici olan bahsedilen doğruluğun hayatla kurduğu bağdır. Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik’te kurduğu ayrım tam olarak yol gösterici bir anlam taşıması açısından manidar. Şöyle ki teorik bilgelik ile pratik bilgelik arasında yaptığı ayrım, bilmenin tek başına yeterli bir kudret sayılmadığını, doğru olanın yerinde ve zamanında hayata geçtiğinde anlam kazandığını ortaya koyar. Tersi bir durum geliştiğinde ve bu ölçü gözden kaçtığında en dikkatli kurulmuş cümleler dahi kendi içine kapanır ve hayatla kurduğu temas zayıflar.

Oysa içinde bulunduğumuz şu zaman, düşüncenin serbestçe geliştiği bir alan açmıyor bizlere. Açmıyor çünkü bir yazı yayımlandıktan sonra gelen uyarı mesajları, bir ifadenin hemen ardından........

© Karar