menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Diktatörler ve şairler

40 0
24.06.2026

Pablo Neruda’ya atfedilen meşhur bir söz vardır:

“Bütün çiçekleri kesebilirsiniz ancak baharın gelmesini engelleyemezsiniz.”

Bazı sözler yalnızca söylendikleri zamanı anlatmaz; içinden çıktıkları çağın ötesine geçer, insanlığın ortak tecrübesine dönüşür. Neruda’nın cümlesi de böyledir. İlk bakışta şiirsel bir iyimserlikmiş gibi görünür. Oysa dikkatle bakıldığında, 20. yüzyılın en karanlık dönemlerinden birinin içinden süzülüp gelen, handiyse tarihsel bir ferman olduğu fark edilecektir.

İspanya İç Savaşı sona ermiş, General Franco’nun kuvvetleri Madrid’e girmiş, 2. İspanya Cumhuriyeti fiilen sona ermişti. Avrupa 2. Dünya Savaşı’nın eşiğindeydi ve İtalya’da faşizm iktidardaydı. Almanya’da Hitler yükselişini tamamlamıştı. Avusturya ilhak edilmiş, Çekoslovakya parçalanmış, kıtanın üzerinde yaklaşan savaşın ağırlığı hissedilmeye başlamıştı. 19. yüzyılın ilerleme ve özgürlük vaatleri yerini giderek sert, otoriter ve daha karanlık bir siyasi atmosfere bırakıyordu.

Franco’nun zaferinin ardından Cumhuriyet saflarında yer alan yüz binlerce insan ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Cumhuriyet ordusunun askerleri, sendikacılar, gazeteciler, öğretmenler, akademisyenler, sanatçılar ve aileleri Pireneler’i aşarak Fransa sınırına yöneldi.

Tarihe “La Retirada” adıyla geçen bu büyük kaçış, 20. yüzyıl Avrupa’sının en büyük sürgünlerinden biriydi. Aralarında savaşta yakınlarını kaybedenler, son anda sınırı geçerek hayatını kurtaranlar vardı. Geride bırakılan yalnızca şehirler, evler değildi. Bir kuşağın umutları, hayalleri ve gelecek tasavvurları da Pireneler’in öte yanında kalmıştı.

Fransa elbette bu insanları -öyle sanıldığı gibi- kollarını açarak karşılamadı. Cumhuriyetçi mülteciler ülkenin güneyindeki kamplara gönderildi. Argelès-sur-Mer,........

© Karar