Patronlar biraz da paylaşmayı bilse!..
Devlet adlı eserinde Platon, devletin temel görevinin yalnızca düzen sağlamak olmadığını, aynı zamanda toplumdaki ortak iyiliği korumak olduğunu savunur. Ona göre bir toplumda aşırı zenginlik kadar aşırı yoksulluk da tehlikelidir. Çünkü gelir uçurumu büyüdükçe toplumsal denge bozulur, sınıflar arasındaki gerilim artar ve devletin bütünlüğü zarar görür. Ancak mesele yalnızca yoksulluğu azaltmak değildir; aynı zamanda üretim motivasyonunu ve ekonomik dinamizmi de koruyabilmektir. Gerçek denge, sosyal adalet ile ekonomik verimlilik arasındaki hassas çizgide kurulabilir.
Bugün Türkiye’nin yaşadığı ekonomik tablo tam da bu denge sorununu gözler önüne seriyor. Uzun süredir devam eden yüksek enflasyon, toplumun dikkatini doğal olarak dar ve sabit gelirli kesimlere yöneltmiş durumda. Emekli maaşlarının yetersizliği, asgari ücretin hızla eriyen alım gücü ve orta sınıfın giderek küçülmesi, ekonomik tartışmaların merkezine yerleşiyor.
Asgari ücret uygulamasının amacı aslında oldukça nettir: Çalışanların temel yaşam standartlarını koruyabilmesi için bir alt güvence oluşturmak. Ancak Türkiye’de bu sistem zaman içerisinde farklı bir noktaya evrildi. Asgari ücret, olması gereken “taban ücret” niteliğini kaybederek birçok sektör için fiili ortalama ücret hâline geldi. Bu da ücret skalasının bozulmasına yol açtı.
Devlet, tabandaki toplumsal baskıyı azaltabilmek adına çoğunlukla asgari ücret ve taban maaşlar üzerinden müdahalelerde bulunuyor. Fakat yalnızca tabanı yükseltmeye dayanan bu yaklaşım, uzun vadede maaş dengelerini daha da bozuyor. Çünkü alt gelir gruplarına yapılan artışlar, orta ve üst segment çalışanların maaşlarına aynı ölçüde yansımıyor. Sonuç olarak yıllarca eğitim almış, uzmanlaşmış veya deneyim kazanmış çalışanlarla yeni başlayan personel arasındaki gelir farkı giderek........
