Hakikati aramıyoruz, inandığımızı savunuyoruz
Pek çok insanın bir hakikat arayışı yoktur.
Çünkü inandıklarının, hakikatin ta kendisi olduğundan şüpheleri yoktur.
O yüzden de ömürlerini, –hakikatin değil- inandıklarını teyit edecek delillerin peşinde geçirirler.
Böyle birinin önüne, yıllardır savunduğu görüşün yanlış olduğuna dair güçlü kanıtlar koyun.
İlk tepkisi çoğu zaman sunulan bilgi ya da belgeyle ilgili olmaz.
Daha delile bakmadan, delilin kaynağını sorgular:
“Bu belgeyi kim yayımladı?”
“Bu kişinin niyeti ne?”
“Bunun arkasında hangi güçler var?”
Eğer kaynağı itibarsızlaştırabilirse mesele kapanır. Delilin içeriğine bakmaya gerek kalmaz.
Kaynağı çürütemezse ikinci savunma hattını kurar:
“Peki bu belgenin gerçek olduğunu nereden biliyoruz?”
“Bu bir montaj, bir yapay zekâ üretimi, bir algı operasyonu olamaz mı?”
Belgeyi şüpheli hâle getirdikten sonra üçüncü kaçış mekanizmasını devreye sokar:
“Benim bu bilgiyi araştırıp doğruluğunu teyit etmeye vaktim yok.”
Ve ardından asıl cümle gelir:
“O yüzden ben zaten inandığıma inanmaya devam edeceğim.”
İlk bakışta bu tavır irrasyonel görünebilir.
Oysa sosyal psikoloji bunun son derece sistematik bir zihinsel süreç olduğunu gösteriyor.
Çünkü insan zihni çoğu zaman hakikati değil, kimliğini korumaya çalışıyor.
Psikolojide buna motivasyonlu akıl yürütme deniyor.
İnsan, delillerden sonuca ulaşmak........
