Denizdeki balıklar denizi neden fark etmez?
Prof. Dr. İlhami Güler Hoca’nın Karar gazetesinde yayınlanan “Dindar/muhafazakâr”ların ahlakı neden zayıf?” başlıklı yazısına gelen bir okuyucu yorumu, bir zamandır anlatmaya çalıştığım köreltici mekanizmanın kanlı canlı bir örneği oldu.
Neydi o “köreltici mekanizma”?
Grup kimliğinin, bireyi kendi grubunun günahları karşısında körleştirmesi, sağırlaştırması hatta eblehleştirmesiydi.
Güler, yazısında “Ahlakın olabilmesi için vicdanın diri olması lazımdır” diyordu.
Her mezhebin, kendinde bulunan hakikat iddiasından memnun olduğuna dikkat çekiyordu.
Dindar Müslümanların çoğunun sadece kendine ezberletilen kalıpları takip edebildiğini, yeni durumlarda karar veremediğini; inisiyatif alamadığını, sadece çocuk ya da koyun gibi hareket edip “sürüye uyduğunu” söylüyordu.
Sahibine güvenlik ve huzur sağlayacağı için paranın zayıf da olsa bir kimlik bahşedebileceğini, ama parası olmayan, kimlikten ve emniyetten yoksun kitlelerin, kaçınılmaz olarak çabucak ve kolayca bir kimlik sağlayıveren etnik milliyetçiliğe sarıldığını anlatıyordu.
Güler’in özellikle şu cümleleri oldukça çarpıcıydı:
Para, “El kiri” olmaktan, “Göz nuru” seviyesine çıkarılmıştır. Oysa “Tanrı, insanın elinin dolu olup olmadığına bakmaz; Tanrı, insanın elinin temiz olup olmadığına bakar.”
Tanrı’ya dua edebilmek ve sığınmak, insan ötekine merhamet ve adalet ile muamele........
