Sevgili mizah...!
Sezai Karakoç’ta mizah duygusu zaman zaman zirve yapar, ağzında düşürmekten imtina ettiği özel gülüşüyle tatlı tatlı bir hikaye anlatmaya dönüşürdü. Hayat böyle anlarda daha bir sevimli gelirdi bize. Olup bitenler, bazen tekrarın hamuruyla iyice yoğrulur, mayalanır sonra da kaçınılmaz bir mizah arzusuyla paf paf patlardı. Her şeyin yerli yerine oturabilmesi, içle dışın birleşebilmesi, sözün yerini bulup kendi bayrağını özgürce dikebilmesi için tabiatta potansiyel olarak bulunan mizahın patlayıp açılması gerekir. Toplumlar kadar insanların hayatından mizah kayboldukça sadece yaşamanın neşesi sönmez koyu bir umutsuzluk bulutu da kaplar gökyüzünü. Mizah, insanın insana karşı elde ettiği adaletsiz gücün darasının alınmasıdır. Mizahın devreye girmesiyle hak ve hukuk karşılıklı nefes almaya başlar. Çünkü mizah zeka ve dil gibi iki paha biçilmez değer üzerine oturur. İşte, Karakoç da bazen şahsi hayatında, bazen yazı ve düşünce çevresinde olup bitenler çokça da toplumsal durumlar için anlatırdı o ve benzer hikayeleri.
‘Tilki gözüne horozu kestirmiş, horoz zekasıyla bunu fark ettiği için bir yüksek ağacın dalına tünemiş. Tilki bu, kurnaz ya, gönlünü okşamak, suret-i haktan görünmek için takiyeye baş vurmuş, yumuşak ve dostane ses tonuyla
; Hu huuu Horoz bazi!, diye seslenmiş. Bazi, dost, oyun arkadaşı gibi anlamlara gelirmiş. Böylelikle tilki eşitlikçi bir çağrı yaparmış. Horoz, tilkinin niyetini hem tecrübeyle hem çevreden işittikleriyle önceden bildiği için; ‘söyle bakalım tilki gazi!’ diye cevap verirmiş. Sezai Karakoç, gazi kelimesini kullanırken ağzı iyice yayılır, kalın camlı gözlüğünün arkasındaki........
