menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

O büyük ve sonsuz aralık...

31 0
09.06.2026

'Beni bırakma!’ diye bir yön levhasıyla karşılaşmıştı. Akşam bir kızıl gazel yaprağı gibi kuruyup kıvrılmıştı günboyu saldıran sıcaktan. Andican şehri miydi orası? Yoksa Tanrı Dağları’nı uzaktan gören kadın ve erkeklerin altın dişlerini göstere göstere dünyanın gidişine inat ‘dem vaktı dem alırım’ diye diye zamanı billur kasede eze eze altın tozuna dönüştürdükleri başka bir belde miydi? Şimdi bu’ rüya’, dün gece gördüğü şey, bir yatak çarşafı misali çekildiğinde hemen her şey gibi o levhayı da üstünde taşıyordu. ‘Kadim caylar gözel manzaralar’ diye geçiştirilse de zaman ve coğrafyada birbirine eklemlenip çıkan bir şeyler vardı. ‘Neden Vilademir diyorsunuz ki arkadaşınız Urus değil’ diye sormuştu biraz kınayarak saçları kınalı Özbek kadın. Fakat o dünkü ‘rüya’, bir yarasa yavrusunun bütün çığırtkanlığı ile önce tenin kumaşını yırtmış, karanlık odadan çıkarılmış bir film arabı gibi pul büyüklüğünde, işte o, bu dercesine resmi netleştirmişti. ‘Neden etrafta hiç köpek yok diye sormuştu’ birden. Maşin denilen aracı süren kişi ‘düşmedi’ demişti. Anlamadım demekti bu. İş kelimeden anlamdan çıkmış beden diline kalmıştı. ‘Havvv havvv hırrr hırrr havv havvv’ deyince, şoför; ‘haa şimdi düştü it, it’ demişti. Öyle ya it ile köpek bir miydi? İşte o yarasa yavrusu şimdi bir it arsızı gibi kumaşın en güzel yerini hırlayarak dişlemiş sürüklüyordu. ‘Beni bırakma’ diyen ses Toledo şehrine çıkarken gördüğü çelik bıçak ucu muydu? Bilmek isterdi.

Günlerce oysa ona yalanın çürütücü bir mikrop olduğundan dem vurmuş bir gece Sultan Sencer Türbesini gören çadırda uyuduğunu anlatmıştı. Çadırın ortasında köz vardı. Bir Haziran başı, kokusuyla baş döndürürken........

© Karar