menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Güz bulutları…

50 0
19.09.2026

Bu eski bir hikaye fakat hiç ölmemiş bir duygudur bende. Yazın o iştahlı karmaşası bitip de sonbaharın ayak sesleri işitildiğinde her yöne bir sessizlik yerleşir. Tabiat ebedi dinginliğine hazırlanır. Gün iyiden iyiye döner sabah havası teni ürpertmeye başlar ve çok derinlerde unutulmuş bir sızı güncellenir. Çocuklar henüz mevsimler arasındaki sınırların büyüsünü bilmezler ama içten içe hissederler ondaki maya kabarışlarını. Güz çok uzaktadır bir çocuk bedeni için her bakımdan. Yeter ki bir illet vurup geçmesin. Sonbahar sisi ağırdan çökünce her yana faniliğin şiiri âdeta göç formuna bürünür ruhta tekinsizlik rüzgarı eser. Evet şimdi ne olacaktır?

Düne kadar hemen her şeyi unuturcasına yaşayan beden ilkin zayıflığını fark edip kendisini korumaya alacaktır. Bana sorarsanız güzü insanın dışında ilk duyan ve bulut dalgaları halinde inip kalkarak etrafa saçılan serçelerdir. Bu halde serçelerle çocuklar kardeş sayılır. Fakat onlar, serçeler çoktan şehirlerden kovulduğundan bu gönüllü peygamberlerin müjdeleri hatırlanmaz artık. Çocuklar ise güz fikrinden gittikçe uzaklaştılar. Yine de halâ kovulamayan bir varlık kümesi vardır ki başımızı kaldırıp izlemek bizi felaha götürebilir. Onların menzilinde sırrına bir türlü eremeyeceğimiz sonsuzluk fikri saklanır. Hikayenin eskiliği de tam buradan başlar. Toprağın bile yorulup yere upuzun serildiği bir dönemeçte göklerin ışığı parıldar. Çocuk tekrar söz alır anlaşılmaz cümleciklerle bir şeyler mırıldanır. Bulut, der, bulutlar geçiyor. Gökyüzü........

© Karar