menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir şehri uyandırmak…

36 0
13.10.2026

Sokağa adım attığımda henüz sabah ezanı patlamamıştı bile. Resepsiyondaki görevliye etrafta başıboş köpek benzeri baş etmekte zorlanacağım bir varlığın olup olmadığını sordum. Gayri ihtiyari sağ kolunu kaldırdı, bu istikamette yürüyün dedi. Kiremit kırmızısı tenteli, az katlı, alabildiğine geniş odalı oteli geride bıraktığımda ezan çoktan yıldızlara elini uzatmış bir elmas gibi koparıyordu yukarıdan. Ya da bana öyle geldi. Nicedir Amasya’da , Yeşilırmak Vadisini dolduran sabah ezanıyla Antakya’da portakal ağaçlarını sallayan içli ezanı özlerim. Hava sonbaharın bütün sapaklarına girip çıkacak bir merakla esniyor. Koyudan alacalı gümüşe sonra da ham maviye yaraşır gün atışı tetikte . İlk adımlarda karanlığın tereddütlü hamleleri yavaş yavaş kayboluyor. Ağaçlar, sessizlik, sokak lambaları bu vakitte yola düşmüş adama hayretle bakıyor. Oysa onun tek derdi var bedeni ile duyuşunu varlığı ile ilgisini şehrin elbisesi yapmak. Bir süre sonra çırılçıplak kalacak vaktin mahremiyetine kulak kesilmek. Şehrin uyanışında kendisini idrak etmek.

Benim gibi başka bir şehirde yürüyüşe çıkan faninin kısmetine ne düşeceğini kimse bilemez. Ahmet Haşim, bir yazısında, geceleyin tunç kapısından girerken bizi büyüleyen şehrin gündüzleyin alelade görünebileceğinden söz açar. Haksız da sayılmaz. Birbirine benzeme yarışı bizim bitmez illetimiz nicedir. Lakin bu saatte bir yandan doğu yönünde, güneşin yükseleceği yerin eteğinde halesi iyice belirginleşmiş ilk hilalin hüznüne ram oluyorum. O bu haliyle varlığımızın meçhuliyetinde alev alıp büyümek isteyen arzulu bir kum zambağını da andırıyor. Ben onun bu mahcupluğunda güneşe duyulan hürmeti de seziyorum. Her adımda her........

© Karar