İslâm’da adaletin iki kanadı
Dünkü yazımda genel olarak haklarının İslam kültüründe ‘Allah’ın hakları’ (hukūkullah) ve ‘kulların hakları’ (hukūku’l-ibâd) diye ikiye ayrıldığından bahsetmiştim. ‘İslâm’ın hücceti’ diye tanınan Gazzâlî, Allah’ın haklarıyla kulların hakları arasındaki güçlü ilişkiyi şöyle ifade eder:
“… Şayet sen öğretmen, öğrenci veya yöneticiysen bu işinle meşgul olman, bedensel ibadetlerden daha üstündür. Çünkü dinin temeli, Yüce ‘Allah’ın emrine saygı’ya götüren ‘ilim’ ile ‘Allah’ın yarattıklarına şefkat’ten doğan ‘fayda’dır. Aynı şekilde, şayet aile geçindiriyorsan ve (bununla ilgili) bir işin varsa bil ki, helal kazanç sağlayarak aileyi geçindirmek bedensel ibadetlerden daha üstündür” (el-Erbaʿîn fî Usûli’d-Dîn, Beyrut ts., s. 62).
Fahreddin er-Râzî, ‘Mefâtîḥu’l-Ğayb’ (Beyrut 2000) adlı eserinde kırk küsur kez tekrar ettiği “Allah’ın emrine saygı, Allah’ın yarattıklarına şefkat” şeklindeki ilkesel ifadeyi yer yer hadis olarak da aktarmıştır. Râzî, bu ilkelerin, bütün akılların ve dinlerin ortak buyruğu olduğunu (XXVII, 86), bütün ahlâkî erdemlerin bu iki ilkede toplandığını belirtir (XXV, 178).
Allah’ın emrine saygı, O’nun varlığına ve birliğine iman edip, Kur’an ve Peygamber aracılığıyla bildirdiği hükümlerine uygun yaşamakla olur. Allah’ın yarattıklarına şefkat ise ‘kul........
