menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Câhiliye ve İslâm

47 0
20.05.2026

Kur’ân-ı Kerîm, Câhiliye devrinin burnu büyük seçkinleri örneğiyle dünyanın her yerinde her zaman bulunabilecek despotik kesimleri müstekbir, mütekebbir, cebbâr, muhtâl gibi hepsi de kibir ve şiddet duygusuyla ilişkili sıfatlarla niteler. Câhiliye insanlarının gözünde, yerleşik telakkinin ‘onur’ (mecd, şeref, ırz) dediği bireysel ve kabilevi prestiji ve statüyü korumak, hakikati ve erdemi seçmekten daha önemliydi.

Onun için Câhiliye Arabı, sadece saldırgan tutumlarında değil, mürüvvet içinde topladıkları erdemli davranışlarında da onurunu ve itibarını korumayı, insanları kendine hayran ve minnettar bırakmayı amaçlardı; gerektiğinde ne kadar dayanıklı veya âlicenap olduğunu kanıtlayıp bunlarla ‘övünme’yi hedeflerdi. Başta o dönemin en gözde meziyetleri olan cömertlik ve cesaret olmak üzere, sabır ve ağırbaşlılık (hilim), metanet, kahramanlık, ahde vefa gibi erdemlerle övünme (fahr) o dönem Arabının çılgınca bir tutkusuydu.

İşte Kur’ân-ı Kerîm, “şirk” dediği putperest dinî kültürün yanında, ahlâkî ve insanî ilişkilere hâkim olan bu kibir ve şiddet ruhunu, dönemin meziyet saydığı diğer olumlu ve olumsuz niteliklerle övünmeyi en iyi ifade ettiği için o döneme ait ‘cehl’ kavramından ‘câhiliyye’yi türeterek bunu o dönemin tek ismi yaptı. Yine Kur’an inanç, ahlâk ve insan ilişkileri alanlarında Câhiliye dönemindekinin karşıtı olarak kendisinin getirdiği yeni dinî, ahlâkî, bireysel ve sosyal yapıya da ‘İslâm’ adını verdi.

Bu kısa bilgiden de anlaşılıyor ki, Kur’an’da ve sonraki........

© Karar