Bitmeyen sorunumuz: Cemaatler
Malumunuz: 200 yıldır çözemediğimiz tarikat-cemaat benzeri yapılar ile ilgili sorunumuz bugünlerde yine ülkemizin gündeminde. Önce toplumun “Süleymancılar” dediği yapıya, sonra da “devletimizin “Kuytulcular” dediği oluşuma karşı operasyonlar başlatıldı; gözaltılar, tutuklamalar oldu.
Meselenin hukuki ve ekonomik yanı ile siyasi ilişkiler boyutu hakkında bir şey söylemek bana düşmez. Ama halkımızla ilişkisi bakımından cemaatler meselesi temelde dinîdir. Zira özellikle son yallarda bu tür yapıların ortalıkta görülenlerinin tamamı dini ‘kullanıyor’.
Onun için ben de konunun dinî boyutuyla ilgili düşüncelerimi sunacağım.
Öncelikle belirtmeliyim ki, demokratik bir ülkede bireyler ve gruplar, diğer hakları gibi dinî haklarını da baskı ve töhmete maruz kalmadan -hukuk devletinin prensipleri çerçevesinde- özgürce kullanırlar. Bunun hem garantörü hem de denetleyicisi ise devlettir; devletin ilgili kurumları, yetkilileridir.
Cumhuriyet’in ilk çeyreğinde uygulanan yasakçı tavrın işe yaramadığını, meselenin 1960 ve sonrasındaki darbelerle de çözülemediğini toplum olarak acı sonuçlarıyla gördük.
Cemaatler sorunu bütüncül olarak ele alınmalı
Kanaatimce devletin ‘cemaatler meselesi’ni parça parça ele alması tam olarak doğru değildir. Aksine, -şu cemaat bu cemaatten önce- ortada mutlak manada bir ‘cemaatler’ sorunu, -belirttiğim gibi- dini ‘kullanma’ sorunu var. Devlet öncelikle sorunu böyle görmeli, toplumsal bir........
