Katılım bankaları birleştirilecekmiş
Birleştirmek demek bazı katılım bankaları “kapatılacak” demektir.
Banka birleştirmek genellikle kriz dönemlerinde olur fakat biliyoruz ki son yıllarda bankacılık sektöründe herhangi bir kriz yok; tam tersine bankacılık sektörü, aşırı sağlam bir bünyeye sahip.
Kuruluş aşamasında olan Halk Katılım Bankasını da sayarsak, birleştirilmesi planlanan katılım bankaları dört adettir: Halk Katılım, Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Emlak Katılım.
(Ne yazık ki bu kadar stratejik ve önemli bir karar, resmi bir açıklamayla duyurulmuş değil; kamuoyu, şeffaflıktan uzak ve dedikodu kalitesinde söylentilerden daha ileri bir şey bilmiyor.)
Bilgi: Yukarıda adlarını zikrettiğimiz bankalara ilaveten özel sermayeli ve şubeli 4 tane daha katılım bankası var: Albaraka Türk, Kuveyt Türk, Türkiye Finans ve yeni kurulan Dünya Katılım.
Özel sektöre ait Hayat Katılım ve Tom Katılım adında iki tane de faal dijital katılım bankası var.
Soru: Acaba Kamu niçin kendi katılım bankalarını birleştirmek istiyor?
Karlılıklarını artırmak için mi, kamuda tasarruf yapmak için mi, başarısız oldukları için mi, sistemik bir risk oluşturdukları için mi?
Bilmiyoruz çünkü resmi bir açıklama yok.
Acaba bugünkü konjonktürde, etkililik ve verimlilik bağlamında banka kapatmak olumlu ve rasyonel bir tercih midir?
Soruya soru ekleyelim “eğer birleştirme, etkililik ve verimliliği artırıyorsa kamu mevduat bankaları olan Ziraat, Vakıflar ve Halk Bankalarını da birleştirmek gerekmez mi?”
BANKACILIK VE EKONOMİK GELİŞME
Enflasyonla mücadele programının önemli bir ayağını da “kredileri kelepçelemek” oluşturuyor.
Eğer “kelepçelemek” algısı gerçeği yansıtıyorsa, bir değil on banka kapatılsa ekonomi yönetiminin umurunda olmaz.
Türk Bankalarının şirketlere verdiği kredilerin GSYH’ya oranı & seviyesindedir ve potansiyeline göre, bu oran dünyanın en düşük oranlarından biridir.
Not: Uzakdoğu ve Kuzey Avrupa ülkelerinde (Belçika, Danimarka İsveç) bu oran en az 0’dür; Çin’de bu oran 0’den fazladır.
Ekonomi yönetimi düşük kredi/GSYH oranını bize bir başarı parametresi olarak sunuyor; fakat tam tersi doğrudur.
Kredi düşmanı mevcut iktisadi politikalar ve teamüller bu hızla devam ederse beş yıl içinde Türk İmalat Sektörü rekabet gücünü kaybedebilir.
Halbuki, bütün dünyada bir ekonominin başarısı “ekonominin kapasitesi ölçeğinde kredi” kullanabilme göstergesiyle ölçülür.
Krediye ulaşmanın bu kadar zor olduğu ve kaliteli krediye ulaşmanın neredeyse imkansız olduğu bir ortamda firmaların batmadan ayakta durmaları büyük bir başarı sayılır.
OSMANLI VE KREDİ
Ekonomi yönetimi kredilerde “düşük enflasyon ve istikrar” için kredilerde daralmayı hedefliyor, bunun için gerekirse bazı bankaları kapatmayı bile göze alıyor.
Tarihi gelişmeler bilinse biraz daha ihtiyatlı olabilirler.
Örneklere bakıldığında kredi karşıtı bakış açısının “kısa vadeli başarılar için uzun vadeli hayati çıkarları umursamadığı” söylenebilir.
Bir ülkenin uzun dönemli iktisadi istikrarı, “büyüyebilme kapasitesini kaliteli krediler” yöntemiyle destekleyebilme yeteneğinde yatar.
20 yüzyılın başında, 1909 yılında; Osmanlı Devletinin Düyun-ı Umumiye idaresi altında, finansal açıdan can çekiştiği bir dönemde özel sektöre verilen krediler çok çok azdı.
1909 yılında Osmanlı Devletinde kredi verebilen başlıca üç kurum vardı: Para Vakıfları, Ziraat Bankası ve Osmanlı Bankası.
Para Vakıflarının toplam sermayesi 900 bin Osmanlı Lirasıydı; bu tutarın ne kadarının kredi olarak verildiği tam bilinmiyor.
Ziraat Bankasının verdiği kredilerin toplamı bir milyon 630 bin Osmanlı Lirasıydı.
Osmanlı Bankasının verdiği krediler ise 11 milyon yirmi bin Osmanlı Lirasıydı.(1)
Ziraat Bankası........
