Sezaryenle doğum muhalefetin oyunu
Yirminci Yüzyılın ilk yarısında otomobil, buzdolabı ve radyo henüz dar gelirli ailelerin kolayca erişemeyeceği lüks ürünlerdi. Almanya’da 1933’ten itibaren devlet dar gelirli vatandaşları için üç ürünün üretimini sübvanse etmeye başladı. “Halk buzdolabı” ve “halk arabası” (bildiğimiz Volkswagen) ile birlikte Nazi rejimi tarafından sübvanse edilen üçüncü ürün “halk radyosu”ydu.
Vatandaşlara uygun fiyatla dağıtılan “halk radyosu” teknik olarak yabancı yayın frekanslarını çekemeyecek şekilde yapılmıştı. Cihazlarının teknik ayarlarıyla oynayıp yabancı istasyonları dinlemeyi başaranları ise ağır cezalar bekliyordu.
ABD’de ise siyasi propaganda alanında başarıyla kullanılan radyonun yetersiz kaldığı bir nokta fark edilmişti daha en başlarda: 1923’te ABD’nin “radyodan halka seslenen ilk başkanı” olarak tarihe geçen Calvin Coolidge’in danışmanlarına göre, vatandaşlar başkanın politikalarını değil, yüzünü hatırlıyordu. Öyleyse sesinin duyulmasından daha çok yüzünün görülmesi önemliydi.
Bunun üzerine Beyaz Saray’a foto muhabirler çağrılarak ilk kez planlı biçimde sahnelenmiş imza törenleri düzenlendi, gazetelerde Başkan sürekli çalışırken gösterildi. Böylesi imza törenlerinden birinin ardından bir gazeteci şu yorumu yapmıştı: “Neyin imzalandığını kimse hatırlamıyor ama herkes başkanın ciddi duruşundan bahsediyor.”
Bilahare televizyonun yaygınlaşmasıyla imaj daha da önem kazandı, icraat ve vaatler daha da geri plana düştü. Öyle ki ABD başta olmak üzere kitle iletişim araçlarının devreye girdiği bütün ülkelerde son sözü adayların TV performansı söyler oldu.
1960’taki başkanlık seçiminde Kennedy ile Nixon arasındaki TV tartışmasını radyodan dinleyenler tartışmayı Nixon kazandı sanmış, televizyondan izleyenler ise Kennedy kazandı demişti. Çünkü Nixon güzel ve etkili konuşmuş ama Kennedy daha sağlıklı, dinç ve özgüvenli bir görüntü vermişti. Nitekim seçimin galibi de o........
