Popülizme karşı siyaset
Bugün kitleleri peşinden sürükleyen hakim ideolojinin adını koymakta fayda var: Popülizm. Hem dünyanın büyük bölümünde hem de bizim ülkemizde toplumsal psikolojiyi yöneten zihniyet yapısı bu.
Popülizm için şöyle bir tanım yapmıştım vaktiyle: 19. yüzyılda oligarşik yapılar karşısında demokratik temsilin -yani halk egemenliğinin- yaygınlaştırılması davasının ifadesi olarak doğup 20. yüzyılda halkı “Bu ülkenin asıl sahipleri” ve “Ülkenin kaymağını yiyen mutlu azınlık” diye ikiye bölen yaklaşımın ifadesine dönüşmüş olan kavram.
Biz bu kavramın kapsamını daha da daraltıp yalnızca “halk yardakçılığı” anlamında kullanıyoruz ama siyaset bilimciler popülizm derken bir “siyasi ideoloji”den söz ediyorlar. Dolayısıyla birbirinden çok farklı toplumsal yapılar ve kültürler içinde yer alan Trump’tan Chavez’e, Berlusconi’den Maduro’ya, Duterte’den Mori’ye kadar birçok isim popülist ideoloji bayrağını birlikte taşıyorlar. Aynı şekilde söz gelimi Le Pen’in veya Wilders’ın aşırı sağcı partileriyle Syriza ya da Podemos gibi sol hareketler de popülist kategorisi içinde buluşabiliyor.
Söz konusu mekanizmanın Türkiye’deki işleyişi de dünyadaki bilinen örneklerden çok farklı değil ama her ülkenin birtakım farklı tarih anlatılarına, özgün değer yargılarına ve kendine mahsus sembollere dayanan bir kültürel yapısı olduğu muhakkak. Bu çerçevede ana kalıp her yerde aynı olsa da içerik bir ölçüde değişebiliyor.
Söz gelimi ülkemizdeki popülist siyasi retoriğin kaynağı ve malzemesi yakın tarihimizde yer alıyor. Tek parti idaresinin jakoben siyasetine ve geleneğe ait değerleri dışlayan tutumuna karşı bugün “yerlilik ve millilik” diye başarıyla formüle edilen itirazlara dayanıyor mevcut hakim ideoloji. Yakın tarihte “halka rağmen” gerçekleştirilen uygulamalar aradan ne kadar zaman geçerse geçsin hedef tahtasından inmemiştir. Çünkü söz konusu zihniyetin........
