Okulda şiddetin sorumlusu yok
Geçen hafta üst üste yaşadığımız trajik iki olay şiddetin ortaokul sıralarına kadar indiğini gösterdi ve yüz yüze gelmek istemediğimiz bir problemi gündemin en üst sırasına taşıdı. Aslında çok daha önce masaya yatırılmış olması gereken bir konu bu. Çünkü epey zamandır çocuk ve suç, çocuk ve şiddet kelimelerini bir arada kullanmamızı gerektiren bir tablo var karşımızda.
Bilhassa son dönemlerde gençlerin sokak çetelerine, uyuşturucuya, şiddete, yani her türlü suça yönelişine tanıklık ediyoruz. Keza okullarda silahlı saldırılar, bıçaklı kavgalar ve hatta öğretmenlere yönelik şiddet olayları çoktandır sıklıkla haberlere yansıyor.
Demek ki bu ciddi tehdit karşısında neler yapılması gerektiğini düşünmek için geç bile kaldık. Daha fazla gecikmemek için ise öncelikle problemin kaynağını doğru tespit etmek ve bu alandaki sebep-sonuç ilişkisini iyi anlamak gerekiyor. Bunu da kendi kafamıza göre yapacak değiliz. Bilgiyi ve bilimi esas alacağız, uzmanları dinleyeceğiz, akademik çalışmalara bakacağız.
Peki, böyle mi yaklaşıyoruz konuya? Maalesef hayır. Dahası, her konuda yaptığımız gibi böyle bir konuyu da -çoğunlukla- politik ve ideolojik çatışmaların malzemesi yapmaktan geri durmuyoruz.
Bu çerçevede, geçen haftaki olayların ardından başlayan tartışmalarda bir husus özellikle dikkat çekici görünüyor: Kimi yorumcular öncelikle sosyoekonomik ve sosyokültürel sorunları görmezden gelme eğilimindeler ki konunun politikaya bağlanması riski düşünüldüğünde bu tutum bir yere kadar anlaşılabilir.
Ancak aynı çevreler bir yandan da çocukları ve gençleri şiddete yönelten faktörleri dijital oyunlar ve sosyal medya ile sınırlamaya özen gösteriyor ve -her nedense!- silahı özendiren TV dizilerini anmamaya gayret ediyorlar. Hatta birçok kişiden şu itirazı duydum: “Biz falanca diziyi izleyerek büyüdük, hiçbirimiz mafya olmadık.”
Oysa Türkiye’de........
