Kalplerimize sözümüz geçiyor mu ya da kalbimiz kaldı mı?
Birisinin bir kediye eziyet ettiğini görürse yaşlı bir nine “Günah yavrum, yapma” derdi eskiden.
Eskiden “Kul hakkı yemek oruç bozar mı?” diye sorulurdu. Allah her şeyi affeder ama kul hakkına dokunmazdı, o ancak kişiler helalleştiğinde ortadan kalkardı.
Birisi birisini arkadan çekiştirdiğinde oruçlu günde “Kardeşini öldürdün ve etini ağzında çiğnedin sen oruç kefareti yap” derlerdi.
“Allah’tan kork” uyarısı yapılırdı birisi birisine gadrettiğinde…
Ben “İslâm ve Rahmet Toplumu” kitabımı yayınlamıştım, taa 1994’lerde, İslâm’ın gerçekte bir “merhamet toplumu” inşa ettiğini anlatmak için…
Bir Müslüman her işe “Bismillahirrahmanirrahim – Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlarım” dediğinde, hayatı Yaradan’ın rahmetine irtibatlı olarak yaşama iradesini sergilemiş olurdu bu anlayışa göre…
Ne dersiniz, mesela sosyal bilimcilerin “sosyal çürüme” gündemi üzerine değerlendirmeler yaptığı bir ortamda, nasıl bir toplum haline gelmişiz demektir?
“Günah” dini bir kavram. İlâhi ölçülerin dışına çıkıldığını anlatır günah. “Hudûdullah” diyor Kur’an ilahi ölçülere…
Seküler hassasiyetler “Günah”tan bahsedilmesinden, yani işe dini bir kavramın karıştırılmasından pek hazzetmezler. Oysa, onlar da kuralsız bir dünyayı öngörmezler, kuralsız dünya, orman kanunun işlediği bir dünyadır çünkü.
Diyelim ki “Kelebeğin kanatlarını yolmayın” kuralı… Kim koyarsa koysun… “Cana kıymayın” kuralını kim koyarsa koysun. O kural gerekli.
“Günah” kural aşımı demek.
Çocuk çocuğu öldürüyor. Koca karısını öldürüyor. Koca karısını, çocuklarını, sonunda kendini öldürüyor. Günah girdabında boğuluyor yani.
Günahın kolaylaştığı bir dünyaya geldi yolumuz, çocuk masumiyetinin bile günah kirine........
