Bir vefa yazısı
Davutoğlu bir kıymettir. Partili siyaseti bıraktığı bugün de yarın da. Türkiye’nin yetiştirdiği bir kıymettir.
“Partili siyasete girmeli miydi?” sorusu sorulabilir. Hitap ettiği toplumu doğru okuyup okumadığı, Erdoğan’ın başat Cumhurbaşkanlığı altında hemen aynı toplum zeminine hitap edecek bir partinin başarı şansını doğru değerlendirip değerlendirmediği sorgulanabilir. Bulunduğu ortamlarda başat rol üstlenme durumunun ortak ilişkilerde zorluk çıkarıp çıkarmadığı tartışılabilir, üzerinde ısrarla durduğu “Ben idraki”nin öteki ile ilişkilerde problem olup olmadığı tartışılabilir….
Evet Davutoğlu’nun iş tutma tarzı üzerine, hele politikanın ben idraklerinin çarpıştığı alan olma hususunu dikkate aldığınızda pek çok şey söylenebilir.
Ama bir düşünce insanı olarak Davutoğlu kıymettir. Dünyayı okumasını, stratejik gelişmeleri değerlendirmesini, katılırsınız katılmazsınız, ama ihmal edemezsiniz.
Davutoğlu’nun bir kıymet olduğu dünyada stratejik – jeopolitik meselelere kafa yoran her muhitte kabul edilir. Bir dönem, adının ünlü stratejlerden Kissinger ile birlikte anıldığı biliniyor.
Davutoğlu bir kıymet olduğu için AK Parti’nin ilk iktidar günlerinden itibaren danışman olarak, dışişleri bakanı olarak, hatta Başbakan olarak kendisinden istifade edilmiştir. O dönemlerde herhalde kendisinden istifade edenler, diyelim Abdullah Gül, sonra Tayyip Erdoğan (üstelik Cumhurbaşkanlığı döneminde) büyük yanılgı içinde bu tercihte bulunmamışlardır.
Dönem parlamenter demokrasi dönemidir. Davutoğlu, Başbakan olduktan sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Anayasa’daki sembolik “icranın başı” hüviyetini sembolik olmaktan çıkarıp “Gerçekten icranın başı” olmaya karar verdiği sırada “Gerçekten Başbakan olma”ya yöneldiği için problem olmaya başlamış, sonrası da partiden ayrılışla sonuçlanmıştır.
“Düşük profilli başbakan” olmaya........
