Hormonlu Kulüpler, İpotekli Kimlikler ve Harcanan Çocuklarımız!
Rakamlar yalan söylemez; İtalya karşısında sahada izlediğimiz şey Türk futbolu değil, ithal bir yanılsamadır. Süper Lig'de her hafta sahaya çıkan 198 futbolcunun 130 ila 140'ı yabancı uyruklu. Başlangıç kadrolarının neredeyse üçte ikisi (f–q) yabancı oyunculardan kuruluyor. Kadroların genelinde yabancı oranı kâğıt üzerinde Q görünse de iş düdük çalıp sahaya çıkmaya geldiğinde yerli futbolcu kulübeye hapsediliyor. Üstelik ligdeki yaklaşık 270 yabancı futbolcuya her yıl bu ülkenin kıt kaynaklarından yarım milyar dolar (yaklaşık 500 milyon $) akıtılıyor. Bu yalnızca akıl dışı bir savurganlık değil; kulüp kimliklerimizin, armalarımızın ve futbol hafızamızın topyekûn tasfiyesidir. Bugün kulüplerimiz âdeta hormona batırılmış durumdadır. Sahadaki 11'in 9'u yabancı; tribündeki taraftar ise sanki kendi mahallesinin, kendi memleketinin çocukları ter döküyormuş gibi gırtlağını yırtıyor, birbirini kırıp incitiyor. Değer mi? Sezon bitince bavulunu parayla doldurup gidecek lejyonerler için bu kavga kime, neye hizmet ediyor? Trajedi yalnızca kulüplerle de sınırlı değil. Sloganlara gelince dillerden düşmeyen "yerli ve millî" söylemi, yeşil sahaya adım atar atmaz buharlaşıyor. A Millî Takım oyuncularımız yerli fakat kulübede yabancı bir teknik direktör oturuyor. Kendi kültürüne, kendi insanının ruh dünyasına fersah fersah uzak bir yabancı, bu çocuklara hangi "millî ruhu" aşılayabilir? Bursa’da tribünler tek yürek olup haykırırken sahada ruhsuz bir hezimetle yenilen 4 gol, bu ezberin iflas belgesidir. Seyirci kendini parçalıyor, sahada ise hiçbir reaksiyon........
