TÜRKEŞ'İN AĞIR MİRASI
Siyasetin en şaşırtıcı tarafı, dün aynı fotoğraf karesinde bulunması tahayyül dahi edilemeyen aktörleri bugün aynı masada buluşturabilmesidir. Dün birbirine karşı en sert cümleleri kuranlar bugün aynı politik zeminde buluşabilir. Yıllarca kırmızı çizgi olarak tarif edilen meseleler bir sabah müzakere başlığına dönüşebilir. Siyasetin bu tuhaf cebiri bazen öyle denklemler kurar ki dünün hasımları bugünün yol arkadaşı, dünün yol arkadaşları bugünün hedefi haline gelir.
Siyasetin hafızası zaman zaman kısa olabilir.
Tarihin hafızası ise acımasızdır.
Alparslan Türkeş, Türk siyasal hayatından gelip geçen sıradan bir genel başkan olmadı. Bir siyasi ekolün, ülkücü hareketin ve milliyetçi düşüncenin en güçlü sembollerinden biri haline geldi. İnandığı siyasi çizginin bedelini ödemeyi göze aldı, hayatının sonuna kadar fikrî istikametini muhafaza etti. Terör ve PKK konusunda ortaya koyduğu sert tavır da onun siyasi kimliğinin en belirgin başlıklarından biri olarak tarihe geçti.
Bugün tartışılması gereken mesele tam burada başlıyor.
Bir siyasi mirasa sahip çıkmak, o mirasın fotoğraflarını duvarlara asmakla, kürsülerde adını zikretmekle, meydanlarda sloganlarını tekrarlamakla tamamlanabilecek kadar kolay bir iş değildir. Miras, beraberinde ağır bir mesuliyet getirir. O mirasın vakarını, siyasi terbiyesini, fikrî derinliğini, mücadele ahlakını ve tarih karşısındaki tutarlılığını da taşımak gerekir.
Çünkü siyasi miras tapu senedi değildir.
Kimsenin ebedî mülkü de olamaz.
Ne gariptir ki Alparslan Türkeş’in siyasi mirasının nimetlerinden zaman içerisinde kendi ailesinden çok başkalarının faydalandığı yönündeki tartışmalar yıllardır sürüyor. Bugün ise Türkeş’in kızı, İYİ Parti Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş ile MHP Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün Meclis çatısı altında karşı karşıya gelmesi, siyasetin ironisini bütün çıplaklığıyla önümüze koyuyor.
Ayyüce Türkeş Taş’ın söylediklerini beğenmeyebilirsiniz.
Sözlerini ağır bulabilirsiniz.
Siyasi değerlendirmelerine sonuna kadar karşı çıkabilirsiniz.
Hatta kantarın topuzunu kaçırdığını düşünüp çok sert bir siyasi cevap da verebilirsiniz.
Zaten siyaset bunun için vardır.
Cevap verecek fikriniz varsa kürsü oradadır.
Argümanınız varsa mikrofon önünüzdedir.
Tarih bilginiz varsa anlatırsınız.
Hukuki gerekçeniz varsa ortaya koyarsınız.
Siyasi hafızanız kuvvetliyse belgeleri önüne dizer, cümle cümle cevap verirsiniz.
Peki masaya vurmak hangi fikrin delilidir?
Öfkeyle karşınızdaki insanın üzerine yürümek hangi siyasi tezin ispatıdır?
Sesin desibelini........
