menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Katliam ve entegrasyon kıskacı ve Kürt devrimi

8 0
10.02.2026

Bahçeli’nin, devlet adına, mecliste DEM milletvekillerinin elini sıkıp, Öcalan’ı “kurucu önder” olarak anmaya başladığı günden bu yana, 1 yıl 5 ayı aşkın süre geçti. Öcalan’ın silah bırakma ve PKK’yi feshetme çağrısının üzerinden, yakında 1 yıl geçmiş olacak ve PKK’nin fesih kongresi ile kendini feshettiğini ilan etmesinin üzerinden 8 ay geçti ve PKK’nin silah yakma “eylemi”nin üzerinden 6 ay geçti.

Biz, o gün de Kürtlere bir katliam dayatılmaktadır diyorduk. Gazze’ye bakın sözleri ile, aslında PKK’ye açıkça, eğer “yola gelmezseniz” Gazze’de yaşananları tekrarlarız, denmektedir. Demek oluyor ki, Gazze’de soykırımı yapanlar, aslında Kürtlere katliam politikalarını dayatanlarla aynıdırlar.

Süreç için, Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesi bir sıçrama noktası olmuştur. Suriye’de giden Esad yerine getirilen ve kravat taktırılarak aklanan Şara yönetimi, birçokları için fırsat olarak görüldü ve Kürtler içinde de olumlu karşılandı. Oysa, süreç ikili idi. Birincisi, Kürt örgütlenmesi daha etkili hâle gelmiştir ve bu açıdan ilerlemeden söz edilebilirdi, ama öte yandan Şara, asla ve asla Esad’ın gitmesinin olumlu sonucu değildir. Şara’yı alkışlamak, onu güçsüz sanmak, aslında Şara’yı oraya taşıyan süreci görmemek olur. Elbette Esad’ın gitmesine sevinmek bir Kürt için olağandır. Ama yerine geleni düşündüğünüzde, bu ancak dudakta donmuş bir gülümseme olarak kalabilirdi. Sıradan halk için kutlanacak bir şey olarak görülen şey, gerçekte bir olumlu gelişme değildi.

Dahası, yaygın biçimde tartışılan iki konuda hatalı eğilimler içermektedir. Birincisi, ABD’nin Kürtleri koruyacağı fikri. Bu baştan aşağıya hatalıdır ve aslında emperyalizm denilen şeyi anlamamaktır. ABD, yeryüzünde hiçbir yerde, hiçbir halka “iyilik” yapmamıştır, ki zaten bu böyle de olamaz. ABD, medeniyet götürür, emperyalizm misyonerlik taşır, ABD ve NATO demokrasi taşır ve her zaman bu söylemlere katliamlar eşlik eder. Elinizde ne varsa verirsiniz, üstüne katledilirsiniz ve sizden geriye kalanlar köle hâline getirilir. İşte ABD budur, emperyalizm budur. Bu nedenle, ABD’nin Suriye’deki ya da bölgedeki herhangi bir halkı koruyacağı fikri, elbette yanlıştır ve sonuçları ağır olacak bir eğilimdir. İkincisi, İsrail’in bölgede artan rolü ile ilgili tartışmalardır. Bunun gerçek bir yanı vardır. Ama İsrail, ABD uzantısıdır. Yani, İsrail’i ABD olmadan anmak mümkün değildir. İsrail’in mesela Gazze katliamlarından suçlu bulunması yeterli olmaz, ABD de suçludur ve onların emri ve izni olmadan hiçbir şey yapmamışlardır. Öyle ise İsrail’in artan gücünden değil, ABD’nin İsrail eli ile uyguladığı politikadan söz etmek mümkündür.

Gerçekte, ABD emperyalizmi, Türkiye ve İsrail’i özel olarak kullanmaktadır. Burada her iki ülkenin kendine has özellikleri vardır. Türkiye bir sömürge iken, örnek uygun düşerse, İsrail, bir ABD gemisi gibidir, sadece eski Filistin topraklarına demirlemiş bir ABD gemisi. Biden, açık olarak söylemiştir, eğer 1948’de bir İsrail devleti kurmuş olmasaydık, şimdi kurardık. İşte bu denli açık bir konudur. İsrail’in ABD’yi yönettiği gibi vurgular, aslında burjuva cepheden gelir ve İsrail’in arkasında ABD olması durumunu tersinden anlamaktır. Evet, birçok Yahudi kökenli sermaye grubu ABD’de ya da dünya ekonomisi içinde etkilidir. İyi ama sermaye, böylesi kimliklerle ele alınamaz. Böyle değerlendirilemez.

Demek ki, bölgede ABD, ne istiyorsa, bunu kendine bağlı sabit ve geçici güçleri devreye sokarak yapmaktadır. Türkiye ve İsrail, sabit, devlet hâlindeki güçlerdir. Oysa IŞİD ya da benzeri güçler, daha farklı güçlerdir. Şara, elbette bu hattın içinde, bu hattın ürünüdür. Belki, Esad daha farklı tutum alsaydı, Kürtler ile Esad arasında farklı ilişkiler geliştirilebilir ve buradan farklı bir noktaya varılabilirdi. Esad, her durumda Kürtler için Şara’dan daha iyi bir pazarlık tarafı olabilirdi. Artık bu noktalar geçildi ve ABD’nin Suriye Valisi Barrack (aynı zamanda Türkiye büyükelçisidir), SDG’ye verilmiş sözümüz yoktur, demiştir. Böylece Ocak 2026, yani Esad’ın gidişinden bir yıl sonra, Kürtler ve SDG kontrol ettiği birçok alandan çekilmek zorunda bırakılmıştır, petrol üretiminden alınan pay da sonuna........

© Kaldıraç