Emperyalist Batı savaş sevicidir
2025 yılını geride bırakıp, 2026 yılına giriyoruz. 2025 yılı için “kötü bir yıl idi” diyenler, 2026 yılı için daha da kötüsünü beklemektedir. Ülkemiz içinde 2026 yılını daha iyi olmayacak diye düşünenler, hem ekonomik hem de siyasal gelişmelere bakıyorlar. Bunu bilinçli olarak yapsın yapmasın, insanlar, süreci görebilmektedir. Buna belki bir bilinç durumu denilemez ama bu hisler, nüve hâlinde bilinç de demek olur. Yılın son günlerinde “asrın felaketi” diye propaganda yaptıkları deprem bölgesinde konutların teslimi için törenler, şaşaalı gösteriler yaptılar. O törenler için Erdoğan’ın koruma masrafları, belki 10-20 konutun maliyetini aşmıştır. Ve tüm çabasına rağmen Saray basını, ortaya çıkmış olan rezaleti örtememiştir. Ya da asgarî ücret açıklanmıştır ve bunun ne demek olduğunu insanlar anlayabilmektedir. Ya da mesela Saray Rejiminin yeni baskı ve şiddet politikalarının nasıl devam ettiğini herkes bilmektedir. Ya da mesela seçim seçim diyen CHP’nin, 2026 yılını seçim yılı ilan etmesinin hiç de masum bir manevra olmadığını seziyorlar. CHP, Saray’a, 2,5 yıldan sonra seçimi kabul etmeyiz, diyordu ve süre, Kasım 2025 idi. Oysa şimdi CHP, asgarî ücret bu ise, demek seçim zamanı demektedir ve anlaşılan, Erdoğan’ın aday olabileceğini kabul ederek, Saray’a verebileceği örtülü desteği vermeye devam edecektir. İnsanlar, bu durumu seziyor ve Saray Rejiminin CHP politikaları ile yıkılmayacağını, seçim vaatlerinin bir oyalama olduğunu sezmektedir.
Evet bu bir bilinç durumu, bilinçli hâl değildir, daha çok sezgidir ve dile geliş şekli “2026 daha iyi olmayacak” şeklindedir.
Büyük ölçüde gerçeği de yansıtmaktadır.
Eğer olaylar, egemenlerin kendi arasındaki süreçlerle devam edecek ve işçi sınıfı ve emekçiler seyirci kalacaksa, bu hâlde, 2026 daha iyi bir yıl olmaz ve bu durum, 2030’a kadar da böyle devam eder.
Ama, eğer, işçi sınıfı ve emekçiler, “yeter artık” diyerek, direniş hattını geliştirirse, işçi sınıfı ayağa kalkar ve devrimcileşirse, 2026 farklı bir yıl olabilir. Ve kim ne derse desin, 2026-2030 arası, sadece kötü gelişmelerin yaşanacağı bir dönem değildir. Çok büyük zorbalıkların ve savaşların ortaya çıkacağı belli olsa da, bu süreç, sosyalist devrimlere de gebe bir süreçtir. Bu durum, günlük bilinçle sezilecek hâlde değildir. Evet herkes, bir şeyler olacağını düşünmektedir. Ve bu sezgi doğrudur. Bir devrim, elbette, önce kendini böyle hissettirir. Bu savaş bulutları içinde, bu ekonomik kriz içinde, bu insanlık dışı despotizmin içinde, bu köleci esaret sisteminin içinde, açlığın, işsizliğin içinde dipten gelmekte olan özgürlük ve sosyalizm hayali toprağın üzerini saracak ve işçi sınıfı devrimci önderleri ile birlikte, “gökyüzünü yeryüzüne indirecek”tir. Bunun 2026 yılında gerçekleşeceğini söylemiyoruz. Biz falcı değiliz. Ama bunun olanaklarını görüyoruz. Kitlelerde yansımasını bulan umutsuzluk hâli ile “böyle yaşamak istemiyorum” hâli, bu sürecin sancılarının sonucudur.
2026 yılı, işçi sınıfı ve emekçilerin direnişi geliştireceği bir yıl olmalıdır. Bunun için, dayanışma, direniş ve örgütlenme çizgisinde ilerlemeyi hedeflemeliyiz. Bu nedenle, 2026, biz örgütlendikçe, dayanışma içinde oldukça, direndikçe güzelliklere gebe bir yıl olacaktır. Dünya, bölge ve ülkemizdeki gelişmelerde bunun izleri vardır.
***
2026 yılına girerken, ABD, “ulusal güvenlik stratejisi” belgesini ilan etti. Aralık ayının başına denk gelmektedir. Belge, ABD’nin dünyanın doğusundan çekileceğini ve Amerika kıtası ve Batı kürede tam egemenlik sağlayacağını ilan etmektedir. Monroe Doktrinine geri dönüş olarak ifade edilmektedir. MAGA’cıların (Make America Great Again) planlarına uygun olduğu ifade edilmektedir. Uzmanlara göre, MAGA’cılar ile neoconlar arasında bir çatışma vardır. Birçok şey bu çatışmaya bağlı olarak ele alınmaktadır. Bunu, doğrusu, bu derinlikte bilmiyoruz. Bize görünen şudur, ABD egemen sınıfı içinde bir çatlak vardır. Çünkü, ABD’nin dünya üzerindeki hegemonyası, “imparatorluk” iddiaları, yakın zamanda kırılmaya başlamıştır ve Ukrayna’da açık bir yenilgi almıştır. Bu durumda, askerî gücünün alternatifsiz olduğu görüşü de bir duvara çarpmıştır. Bu duvar, Rusya duvarıdır. Ve ABD, rakiplerine göre en avantajlı olduğu askerî alanda, her istediğini yapamayacağını anlamıştır. Ukrayna yenilgisi budur. Ve Trump yönetimi, bunun sonucu ABD’de farklı ve çatışan egemen çevrelerin ortak ittifakıdır. Eğer bunları MAGA’cılar ve neoconlar olarak sınıflandırmak siyasal açıdan anlamlı ise, demek ki bu iki grubun ortak ittifakının sonucudur Trump yönetimi. Bunu, Trump seçildiği zaman, daha görevi almadan yazmıştık. Kaldıraç okurları bizim bu görüşümüzü biliyor.
Trump hamlesi ile ABD, (a) kendi güçlerini savaş için yeniden organize etmek istemektedir, (b) Ukrayna yenilgisini daha derine gitmeden, biraz da örterek, maliyetini Avrupa’ya yükleyerek hafifletmek, üstünü örterek çekilmek istemektedir. Ana amaç budur.
Şimdi, bu doğrultuda tam ve net yeni bir strateji belirleyeceklerini ve buna uyacaklarını düşünmek doğru olmaz. Yeni ulusal güvenlik stratejisi, ABD’nin kendi çevresinde yoğunlaşmasını hedefler gibidir. İyi ama, buna uyacakları dahi belli değildir. Belki -ki sanmam- bu durum Rusya ve Çin’i rahatlatabilir ama ABD saldırganlığını asla azaltmaz, azaltmayacaktır. Bu belge, Rusya ve Çin’i “düşman” ilan etmekten geri çekiliyor ve Çin’i ekonomik bir rakip ilan ediyor, Rusya için işbirliği arayışlarından söz ediyor. Yani, bu belgeye uyulacaksa, Çin ve Rusya düşman olmaktan çıkartılıyor demektir. İyi ama, kendisi bir ittifak olan Trump yönetimi, acaba bu sayede bir yeni manevra yapıyor olamaz mı?
Bu sorunun yanıtı için, konuyu biraz daha genişletmemiz gereklidir.
Savaşın başlangıcını SSCB’nin çözülmesine kadar uzatmak mümkündür. SSCB ortadan kalkınca, “tarihin sonu” diye zafer çığlıkları atam emperyalist kamp içinde var olan ABD hegemonyasının sona ermesi gerektiğini düşünenler artmıştır. Nasılsa “komünizme karşı savaş” bitmişti ve artık ABD hegemonyasına o denli ihtiyaç yoktu. Almanya, Japonya, Fransa ve İngiltere ile ABD arasında çelişkiler su üstüne çıkmaya başladı. Aslında SSCB’siz bir dünya, hızla, Birinci Dünya Savaşı döneminde Ekim Devrimi ile kesilen, yarıda kalan paylaşım savaşımının yeniden gündeme gelmesi için bir durum yaratmıştı. Sanki, tarihin yayı, bir anda, hızla geri çekildi ve 1910’lara gidildi. Ama elbette, 1990’lardaydık.
Ve elbette ABD, önce Afganistan, ardından Irak işgaline........
