menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2026 yılının başında işçi sınıfının durumu, siyasal mücadelenin önemi üzerine

15 0
10.02.2026

2026 yılı için asgarî ücret, 28.075 TL olarak açıklandı. Aslında, bu açıklama, Saray Rejiminin eli ile, uluslararası sermaye de içinde, sermayenin kararının duyurulmasından ibarettir. Sadece bu asgarî ücret müsameresi-gösterisi bile, Saray Rejiminin kimin iktidarı olduğunu, TC devletinin nasıl bir burjuva devlet olduğunu, Saray Rejiminin sermaye adına gördüğü işlevin açık kanıtıdır.

Bu nedenle, “uzman” unvanlı bir sürü zevatın (liberal solcu, sözüm ona solcu, sözüm ona aydın, sendika uzmanı, profesör ya da iş ilişkileri uzmanı vb.) devlet eli ile sergilenen bu müsamerede direkt ya da dolaylı yer aldıklarını söylemek abartılı olmaz. Bunlar bilerek ya da bilmeyerek, para karşılığı ya da gönüllü olarak Saray Rejiminin eklentileridir. Bu Saray ile bağlantılı uzmanlar, bize, işçi sınıfına, emekçilere, tüm topluma, aslında “devlet”in, bir baba olduğunu ama bugün yanlış işler de yapabildiğini anlatmaktadırlar. Örneğin bir bölümü, “maalesef para kalmadı,” diyor. Oysa herkes paranın nerede olduğunu ve neye paranın var edildiğini biliyor. Örneğin bir bölümü, “devlette liyakate göre bir düzenleme, kadrolaşma yok,” diyor. Oysa biz biliyoruz ki, bu olsa olsa bunu söyleyenlerin, “beni görevlendirin,” diye, devlete ve Saray’a, utanç verici yalvarışıdır.

Bu Saray’a, devlete eklenmiş uzman zevat, aslında işçi sınıfını yanıltmak, oyalamak için iş görmektedir ve bu konuda Saray’ın açıktan savunucusu olan kalemşörlere göre daha etkili iş görmektedir.

Oysa sadece asgarî ücret parodisi, sadece bu oyun bile bize, devletin ne olduğunu, kimin devleti olduğunu açık olarak göstermektedir. Bununla kalmıyor, bu asgarî ücret parodisi, bize sendikal federasyonların, hepsinin birden, ne olduklarını göstermektedir. Bu asgarî ücret müsameresi, bize “uzman” zevatın neyin uzmanı olduğunu da göstermektedir.

Bize diyorlar ki, aslında asgarî ücreti Erdoğan belirlemektedir. Baştan aşağıya yanlıştır. Demek istiyorlar ki, aslında devlet mekanizmasının burada bir rolü yoktur. Yanlıştır. Erdoğan’ın son iki yılda asgarî ücret konusunda bir etkisi bile yoktur. Saray Rejimi, TC devletinin olağanüstü örgütlenmesidir ve asgarî ücret parodisi, gerçekte devletin sermaye adına kararıdır. Sermaye ne istiyorsa, Saray bunu yapmaktadır ve başka da seçenekleri yoktur.

Bu tablo, yani asgarî ücret belirleme tablosu, süreci, bize sendikalar hakkında da bilgi vermektedir.

1- Türk-İş, Hak-İş aslında Saray’ın emrindedir ve oradan gelen emirleri hayata geçirmek için çalışmaktadır. Türk-İş, asgarî ücret toplantılarına girmeme kararı almıştır. Bunu da bir çeşit protesto olarak sunmaktadır. Tuvalete gidip gaz çıkartıp, bunu kaydetseler ve sonra yayınlasalar, daha etkili bir protesto yapmış olurlardı.

Saray Rejimi, devlet, asgarî ücretin ne olacağını, kaç lira olarak ilan edileceğini önceden bilmektedir. Bunu, Türk-İş de bilmektedir. Zira sendikalar, özellikle Türk-İş ve Hak-İş, savaş ekonomisi, rant ve yağma ekonomisinin bir parçasıdırlar, tekelci polis devletinin olağanüstü örgütlenmesinin bir parçasıdırlar. Onların da bilgisi dâhilindedir. Bunda şüpheye yer yok.

Bu nedenle, Türk-İş’in asgarî ücret müsameresinde bu kez, “toplantıya katılmamak” şeklinde rol alması, devletin kararıdır. Yoksa, Türk-İş kendi başına bir karar alamaz, bu mümkün değildir.

“Toplantıya katılmamak” ne demektir?

Türk-İş’in toplantıya katılmaması, bir protesto değildir. Bir protesto olarak sunulmaktadır, çünkü bu yolla, Türk-İş oluşabilecek eylemleri önlemek konusunda iş görebilir, varsa Türk-İş’e inananların ona inancını devam ettirebilmesi için işe yarayabilir.

Ne ilgi çekici!

Siz bir sendikal konfederasyonsunuz. Protesto olarak asgarî ücret müsameresinde toplantıya katılmama kararı alıyorsunuz. İyi ama tek bir eylem, tek bir grev girişimi ortaya koymuyorsunuz. Onu bırakın, direnişteki hiçbir iş yerini ziyaret edip onlara destek olmuyorsunuz. TV kameraları karşısında bir-iki söz ediyorsunuz, hepsi budur. Sizi, Bakan ziyaret ediyor ama siz orada geçen konuşmaları bile doğrudan kamuoyuna açıklamıyorsunuz. Sizin gerçek düşüncenizi anlaması için işçilerin beklemesi, sizin konuştuğunuz masalardaki mikrofonların yanlışlık ve telâşla açık unutulmuş olması gerekiyor.

İşçiler biliyorlar ve tüm işçiler bilmelidirler; bunlar sendikacı değildir, sendikanın başına geçmiş, devletin işgalci güçleridir, sermayenin görevli adamlarıdır.

2- DİSK, asgarî ücret tartışmaları sürecinde hiçbir ciddi eylem ortaya koymamıştır. Ankara’ya yürüyüşleri, herhâlde, olsa olsa çoğu araçta gerçekleşmiş, bir çeşit piknik macerası gibidir.

Ankara’ya merkezini taşıma kararı almış olan DİSK, Ankara’ya yürüyüşü, mümkün olduğunca işçiler olmadan gerçekleştirmek istemiştir. Birkaç basın açıklaması, birkaç toplantı, bu süreci geçiştirmek için ortaya konmaktadır. Herhangi bir öğrenci derneği, herhangi bir topluluk veya grup, bu basın açıklamalarını yapabilir, yapıyor da. Oysa DİSK bir sendikal konfederasyondur ve bu nedenle açık olarak etkili eylemler ortaya koyması gereklidir.

Demek ki, asgarî ücret parodisi, bize bunları göstermektedir.

Sermaye, devleti eli ile (onun devletidir bu, yoksa öyle sınıflar üstü bir devlet hiçbir zaman var olmaz, öyle de değildir) işçi sınıfının daha yoğun sömürüsü için tüm olanaklarını kullanmaktadır. Bunu başarmalarının ana nedeni, sadece onların devletinin bu konudaki sınıf bilinci, siyasal bilinci değildir. Bunu başarmalarının ana nedeni, işçi sınıfının örgütsüzlüğüdür.

2026 yılına girerken, tablo budur.

Şimdi, bunun biraz daha açılması gereklidir.

1

Son yıllarda, işçi hareketi, ciddi eylemler geliştirmektedir. Bu eylemler, fabrikalarda grevler, direnişler şeklinde ortaya çıkmaktadır. Zaman zaman yürüyüşler, hattâ Saray’a yürüme girişimleri de ortaya çıkmaktadır. Bunlar zayıf da olsa önemlidir.

Tüm veriler, 2025 yılında, onun öncesinde 2024 yılında ve daha da öncesinde, eylemlerin sayısında artış olduğunu göstermektedir.

İşçiler, daha çok işten atılmalara, haklarını almamalarına, sendikalaşma çabalarına engel olunmasına karşı eyleme geçmektedir. Bu eylemler, daha çok sendikaların olmadığı yerlerde ortaya çıkmaktadır. Sendikal örgütlenmenin olduğu yerlerde eylemler daha da zayıftır. Ama buna rağmen, irili ufaklı işçi eylemlerinin sayısı bir hayli artmaktadır.

Bu elbette olumludur. Zira eyleme geçen, direnişe geçen her işçi, öğrenmeye,........

© Kaldıraç