İmparatorluk bakiyesinden kurumsal çözülmeye: Cumhuriyet’in yapısal tıkanıklığı
Doğu coğrafyasının kadim imparatorlukları, fethettikleri topraklarda kültürel ya da mimari bir homojenlik aramadılar.
Merkezin derdi asimilasyon değil, vergi akışının ve sadakatin sürekliliğini "silah zoruyla" temin etmekten ibaretti.
Bu pragmatik gevşeklik, imparatorluğun uzak karakollarını imarsız ve entegre edilmemiş birer "parçalı yapı" olarak bıraktı.
Osmanlı da bu kuralın dışına çıkmadı; idari çarkları döndüren gayrimüslim bürokratlar ve ordunun kalbi olan devşirmeler hilafına, Anadolu’nun
Türkçe konuşan halkı kurucu unsur olarak ön plana çıkarılmadı.
Müslümanlık paydası, geniş halk kitlelerini konsolide eden bir değer olarak kullanıldıysa da merkezin rasyonel aklı her zaman kimlikler üstü bir saltanat mukavemetine odaklıydı.
Ne var ki, 20. yüzyılın başında ulus-devletler fırtınası koptuğunda, bu entegre olmamış dini ve etnik siteler kendi homojenliklerini ilan ederek birer devletçiklere dönüştü.
İşte Kemalizm, bu devasa imparatorluk bakiyesinin üzerinde, morali ve mevcudiyeti çökmüş bir nüfustan homojen bir ulus-devlet yaratma iddiasıyla doğdu.
Ancak başlangıçta işi hiç kolay değildi.
Gayrimüslimler mübadele ve tehcir dalgalarıyla büyük ölçüde tasfiye edilmiş olsa da elde kalan Müslüman nüfus, 36 farklı etnik yapısı ile birlikte harmanlanmıştı.
Kürtler, Araplar, Çerkezler, Boşnaklar ve Pomaklar, … devlet aygıtının sert politikalarıyla "Türk" potasında erimeye zorlandı.
Cumhuriyet projesinin "ilk düğmesi" burada bir zorlama ile iliklenmişti: İmparatorluğun değersizleştirdiği kimlik, bu kez baskıcı bir tarzda tek meşru aidiyet olarak dayatılıyordu.
Cumhuriyet’in bekasını koruyan askeri ve bürokratik vesayet kalkanı, 2000’li yıllardan itibaren çökünce, adeta Pandora’nın kutusu açıldı.
Ertelenmiş kitlelerin, bastırılmış kimliklerin hafızası ortalığa saçıldı.
Geldiğimiz noktada, muhafazakârlar, Kürtler ve Aleviler ile seküler cumhuriyet değerleriyle yoğrulmuş ve ikna edilmiş kitleler arasında organik bir toplumsal mutabakat sağlanabilmiş değil.
Bugün ortada ortak bir gelecek vizyonu büyük ölçüde esnemiş durumda; sadece geçici bir "tahammül esası" ve tarafların birbirine karşı yürüttüğü amansız bir "köşe kapmaca" oyunu var.
Bu vizyonsuzluk ve geleceksizlik iklimi, soyut bir ahlaki gerilemenin ötesinde, çıplak ekonomik verilerde ve kurumsal erozyonda........
