menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'Yankı Odalarındaki Esaret'

18 0
16.03.2026

Birisi size ‘Dünya düzdür!’ dese ve siz o ana kadar olduğunuz yer dışında herhangi bir yer görmemiş ve dünyaya ilişkin yeterli bilgilerden mahrumken böyle bir yargıya inanmamak gibi bir şansınız olamayabilir. Belki şüphelenirsiniz ama aksini ispat edebilecek ya da şüphelerinizi körükleyecek ek bilgi veya kanıtlara sahip değilseniz dünyanın da düz olmaktan başka bir şansı olmayabilir.

Geçmiş yüzyıllarda öyle olduğu kabul görmüş ancak, bugünkü bilgilerimizle tam tersi olduğunu bildiğimiz pek çok bilgi var. Öte yandan, bugün doğru bildiğimizi sandığımız ancak, ilerideki yıllarda yanlışlanacak bilgilerimiz ve kabullerimiz de olabilir. Zira, insanlığın tüm yaşamına ve onu bize aktaran tarihe baktığımızda doğru bilinen yanlışların sayısının yadsınamayacak kadar çok olduğunu görmek de zor olmayacaktır.

Aslında, bu yanlış bilinen doğrular meselesi sadece ve sadece insanlığın ortak bilgi dağarcığına ait ve özel bir durum değildir. Bilakis, her insanın hem içinde bulunduğu topluma hem ailesine hem de kendisine dair eksik bilgileri ve yanılgıları olması oldukça mümkündür. Bunun ise kabaca iki sebebi vardır denilebilir. İlk sebep, doğru olanın ne olduğunun bilinmemesinden sebeple yanlışın doğru sanılmasıdır. İkincisi ise, doğru olanın değil yanlış olanın bilinçli olarak doğru; sanılması, kabul edilmesi veya bilinmesinin istenmesidir. Dolayısıyla, buna manipülasyon ya da Türkçe olarak, yönlendirme diyebiliriz. Yani, yanlış bildiğimiz bir bilgi veya herhangi bir şey veya konuya ilişkin bu kabulümüz, onu öğrendiğimiz ya da bize öğreten kişilerin de yanlış biliyor ya da doğrusunu bilmiyor olmalarındandır. Ya da bile isteye o bilginin doğrusunu bize öğretmiyor, onun yerine kendi istedikleri ve özünde yanlış olan bilginin, bizim o konudaki kabulümüz olması konusunda bizi yönlendiriyor olmalarıdır.

Bir ailenin kendi çocuğunu eğitirken verdiği bilgileri bilerek yanlış aktaracağını düşünmek biraz zordur elbette. Bu tip bir aile ve insanlar yoktur demek de zor olsa da sayıları da bunca insan nüfusu içerisinde azdır diye düşünülebilir. Yani, eğer ki ailemiz bize doğru olmayan bir bilgiyi doğru diye aktarıyorsa bu, kesine yakın bir ihtimalle yanlışı doğru bilmelerinden kaynaklıdır.

Ayrıca, bu yanlış bilginin de ailemize yine bir silsile halinde aktarıldığı ihtimali de oldukça güçlüdür. Bu demek oluyor ki bildiğimiz yanlış bilgi, nesiller boyunca aktarıla gelmiş bile olabilecektir. Ancak, şu ihtimali de göz ardı etmemek yerinde olacaktır: Ailelerimiz ve onların ataları söz konusu bilginin yanlış olduğunu bilmeseler bile bu bilginin yayılmasına ve belki de ortaya çıkarılmasına sebep olanlar, bilerek ve isteyerek yanlış bilginin doğru sanılmasını istemiş olabilirler!

Bilgi kirliliği ve yanı sıra dezenformasyon dediğimiz şey, yani bilgi çarpıtma da bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu bugünün dünyasının en büyük sorunlarındandır şüphesiz. Çünkü, dijitalleşme ile özellikle de internet ve teknolojilerinin gelişimine bağlı olarak bilgiye erişim her ne kadar kolaylaşmış olsa da yığın halinde bulunan bilgi içerisinden doğrusunun hangisi olduğunu bilmek her zaman kolay olmamaktadır. Özellikle de bilginin kaynağına gitmek, sorgulamak gibi bir alışkanlığı olmayan birey ve toplumlar açısından ilk duyulan bilgi, bir dedikodu bile olsa gerçek sanılıp kabullenilebilmekte ve ölesiye bile savunulabilmektedir.

Elbette ki bu yaklaşım internetin veya yanlış bilgiyi yayanın suçu değildir. Ancak, insanın doğru bilgiye ulaşmak için bir güdülemeye ihtiyaç duyacağı da aşikardır. Ve bu güdülemeyi sağlayacak en önemli unsur da “merak duygusu”dur. Ancak çoğu zaman, ailesi, toplum ve okuldan aldığı eğitim, bireyin doğuştan getirdiği merak duygusunu besleyen değil aksine bu merakı zayıflatan ve hatta öldüren, ona kendisine verilen ya da aktarılan bilgiyle yetinmesini söyleyen, daha fazla bilginin veya bilmenin........

© İz Gazete