Sözü Yükselten Adam
MESTUR bir kişiliği vardı.
Sütre gerisinde duruyor gibiydi ancak hakikat tamamen bunun tersiydi.
Görünmüyordu ancak biliniyordu.
Az yazıyordu ama özün özüydü söyledikleri.
İnsanı aklının koridorlarında ustaca dolaşarak muhakeme, doğruyu yanlışın içinden çekip alma ve hakikatle yetkinleşme diyebileceğimiz temyiz yetimizi güçlendiren düşünme eğitimleri veriyordu bizlere o kısacık cümleleriyle. Onun çarpıcı bu cümleleri hepimizi “Hayat vakfesine” davet ediyordu.
Arafat’taki vakfede nasıl mü’min gönüller Âdem Nebimizle tanış olmadan farizası tamam olmuyorsa aynen onun gibi hakikatle tanışmadan kişi içindeki Âdem’i bulup kendilik bilincine erişemiyordu.
Selahattin Şimşek bizi adam olmaya yani Âdem olmaya çağırıyordu.
Duruyor, nefes alıyor ve düşünüyorduk söylediklerini.
Ne demek istediğini kavramak için zihnî jimnastik elbette gerekiyordu. Hakkını vermek başka türlü mümkün olmazdı zaten.
SELÂHADDİN ŞİMŞEK benim gönlümde “Meçhul bir meşhur” idi.
Feryat figan bir yandan…
Toros kilimleri gibi, rengarenk ve nakış nakış…
Nice uykusuz kalınmış gecelerin sabahında göze aydınlık, kalbe nur olarak lütfedilen ışıtıcı, şimşek gibi çarpan ve ayıltan cümlelerle ruhumuza ilmek atıyordu.
Yükselen sözlerin sahibiydi.
Ve elbette yükselten…
Gönül göğüne yükselen bu cümlelerin sahibi “Tenha” idi.
Sakarya’da yaşıyordu.
Kendini kibre bulayan bir şehir gevezesi değil, hakikat kaftanına sarılıp kalbinin Hira’sından sözcükler havalandıran bir “Dağ ereni” gibiydi.
Kendini meçhule salan mütevazı........
