İslâm’da Mümin Müslüman ve Günümüzde Müslümanlık
İnsan, kendisini en çok neyle tarif eder? Kimliğiyle mi, kazancıyla mı, aidiyetiyle mi, yoksa inandığını söylediği değerlerle mi?
Kur’an-ı Kerim, insanı tarif ederken onun dille ne beyan ettiğine değil, hayatta ne yaşadığına bakıyor. Modern insanın en büyük yanılması, dilinin söylediği iddiaları ruhunun ve yaşantısının sarsılmaz hakikati zannetmesidir.
“İman ettik” demekle imanın kalbe yerleşmesi arasındaki hayatî farkı Hucurât Sûresi’nin 14. âyetinde açıkça ortaya koyan ilâhî kelam; Müslümanlığı şahsî bir kimlik etiketinden çıkarıp bütüncül bir varoluş ahlâkına dönüştürür.
Bir toplumda cami safları dolarken sokaktaki güven azalıyorsa, dinî ifadeler çoğalırken ticarette dürüstlük zayıflıyorsa, ibadetler sürerken kul hakkı ve adâletsizlikler normalleşiyorsa orada sadece toplumsal değil, derin bir vicdan krizine işaret eden sosyo-psikolojik bir fetret yaşanıyor demektir.
Müslümanlığın itibarı; sadece yüksek minarelerden okunan ezanla değil, pazarda tartıyı dosdoğru tutan esnafla, mahkemede adâletle hükmeden yöneticiyle, öğrencisine emek veren öğretmenle, eşine ve evladına merhamet gösteren insanla yükselir.
Mü’minûn Sûresi’nin ilk on bir âyeti, hakikî müminin karakter haritasını tek boyutlu bir inanç kalıbı olarak değil, ibâdet, ahlâk, söz ve toplumsal mesuliyet/sorumluluk bütünlüğü içinde çiziyor: Namazda huşû sahibi olmak, faydasız ve çirkin işlerden uzak durmak, zekât vermek ve nefsi arındırma mesuliyetini kuşanmak, iffetini/namusunu korumak, emanetlere ve verilen sözlere sadâkat göstermek, namazı dosdoğru kılmak ve devamlılıkla muhafaza etmek.
Bu âyetler, “Müslümanım” diyen her kişinin günlük yaşayışında müşahhaslaşması/somutlaşması gereken temel bir numunelik modelidir.
Buradaki ilkelerin hiçbirinin sadece zihnî tasdik ile sınırlı olmadığı; aksine dilden ele, göze, ticarete, aileye, kamu malına ve insan ilişkilerine uzanan geniş bir faaliyet alanına dokunduğu görülüyor.
İman bir çekirdek ise sâlih amel o çekirdeğin hayatta yeşerip meyve vermesidir. Hucurât Sûresi 14 ve 15. âyetlerde; dille ifade edilen görünürdeki teslimiyet ile imanın kalbe kök salması arasındaki çizgiye dikkat çekilirken, mallarıyla ve canlarıyla gayret gösteren sâdık müminler övülür.
Mümin Müslümanın zihin dünyası ve imânî duruşu, Bakara Sûresi 177. âyette en kapsayıcı ifadesini bulur. Kur’ân-ı Kerîm, Allah’a ve âhirete inanmayı, sevdiği maldan yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara infak etmeyi, namazı kılmayı, zekâtı vermeyi, antlaşma yaptığında sözünde durmayı ve darlık anında sabretmeyi bir bütün olarak emreder. Mümin Müslümanın düşünce dünyası, İsrâ Sûresi 36. âyet gereğince hakkında kesin bilgi sahibi olunmayan şeyin peşine düşmeyen, kulak, göz ve kalbin ağır sorumluluğunu idrak eden bir hakikat arayışıdır.
Hucurât Sûresi 6. âyetteki ilâhî tembih uyarınca, fâsıkın getirdiği veya kaynağı ve doğruluğu belirsiz bir haberi araştırmadan kabul etmemek, günümüzün dijital mecra salgınında, sosyal medya dezenformasyonu ve yapay zekâ ile sahte içerik üretimi çağında müminin, Müslümanın zihnî iffetidir.
Mümin Müslüman, haberin kendi görüşünü desteklemesini onun doğruluğuna yeterli delil saymaz. Âl-i İmrân Sûresi 159. âyet doğrultusunda istişare eder, sebepler dairesinde tedbirini alır fakat tevekkülünü sadece Allah’a kılar; cehâleti veya haksızlığa boyun eğmeyi teslimiyet kılıfıyla örtmez.
Kulluk ve ibâdet, bilincin ve ahlâkın sürekli diri tutulmasıdır. Ankebût Sûresi 45. âyette açıkça belirtildiği üzere sahih bir namaz, insanı çirkin........
