menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlet Aklı ve Ölüme Terk Edilen Diplomasi: Büyük Ortadoğu Projesi Diplomasi Masasında “Yaşama Hakkı” ve Güvenlik İmtihanı

29 0
04.03.2026

Devlet, sadece sınırları çizilmiş bir toprak parçası değildir; bir aklın, bir adâletin ve bir emniyetin cisimleşmiş halidir. "Devlet Aklı" dediğimiz o kadim mefhum, sarsıldığı an ne insanların yaşama hakkı kalır ne de insanlık hukukundan söz edilebilir. Son yıllarda Büyük Ortadoğu coğrafyasında devlet başkanlarının ve üst düzey isimlerin birer birer hedef alınması, sadece bir güvenlik zaafiyeti değil; bir medeniyetin koruyucu kalkanlarının, yani "devlet vakarı"nın düştüğünün ilanıdır.

Devlet aklı; gerilimi tırmandıran sözden kaçınmayı, kriz yönetimini ve muhatabın “itibarını” koruyacak dili kurmayı da kapsar. Çünkü itibar çökerse, müzakere zemini de çöker.

Üst düzey yöneticilerin güvenliği, bir ülkenin caydırıcılığının, kurumsal kapasitesinin ve halkını koruma iddiasının turnusolüdür. “Devlet başını koruyamayan devlet, halkını nasıl koruyacak?” sorusu bu yüzden siyasî değil, yapısal bir sorudur.

Devlet kademelerindeki zaafiyetlerin temelinde sadece teknolojik eksiklikler değil; "bal tuzağı" ve "etki ajanlığı" gibi sinsi operasyonlarla zihni iğdiş edilmiş bir bürokrasi yatar. Bir devlet başkanının "kolayca" hedef olması, o devletin dışarıdan değil, içeriden çürütüldüğünün en büyük kanıtıdır.

Bir devletin beka davası, o devletin "şahsiyetini" temsil eden liderlerin dokunulmazlığıyla kaimdir. Liderlerin korunamadığı bir düzende, egemenlik sadece kâğıt üzerinde bir iddiadır. Bu bakış açısı, "istihbaratın teknik gücü" ile "içerideki sadakat" arasındaki korelasyonu inceler.

Bir görüşmenin nerede yapılacağı; arabuluculuk, tarafsızlık algısı, güvenlik mimarisi, medya görünürlüğü ve “kimin sahasında oynandığı” gibi psikolojik unsurları etkiler. Umman’ın yıllardır arabulucu rolü bu açıdan dikkat çekicidir.

ABD-İran görüşmelerinin İstanbul’dan Umman’a kayması, sadece bir coğrafya değişikliği değil, bir "arabuluculuk dili" tercihidir. Türkiye’nin "bölgesel güç" iddiası ile İran’ın "sessiz koridor" arayışı arasındaki doku uyuşmazlığını ve Türkiye'nin bu süreçten çıkarması gereken stratejik dersleri ele alır.

Türkiye, tarih boyunca mazlumların sığınağı ve diplomasinin kalbi olmuştur. ABD-İran görüşmelerinin İstanbul’da yapılması planlanırken, rotanın aniden Umman’a kırılması, Ankara için ciddî bir muhasebe konusudur. İran'ın Türkiye'yi "istememesi" veya Umman’ın "sessiz limanını" tercih etmesi, bölgedeki jeopolitik güven bunalımının bir sonucudur.

Umman, elli yılı aşkın "tarafsızlık" geleneğiyle (Sultan Kabus ekolü), taraflara daha izole bir alan sunmaktadır. Ancak bu durum, Türk-İslâm dünyasının kendi arasındaki "güven mizanı"nın ne denli yaralandığını da göstermektedir. Diplomasi dili, güçlünün masada haklı çıktığı bir pazarlığa dönüşmüş; devlet aklı ise bölgesel rekabetlerin gölgesinde kalmıştır. Türkiye, bu "mekân kaybından" dersler çıkarmalıdır: Sadece güçlü olmak yetmez; aynı zamanda bölgesel denklemlerde "vazgeçilmez ve sızılmaz" bir güven adası olmak esastır.

Diplomasi, “kibar cümlelerin sanatı” değildir; devlet aklının çıplak gerçeğidir. Bugün medeniyet dediğimiz şeyin ölçüsü, sadece gökdelenlerimiz ve teknolojimiz değil; insanın yaşama hakkını ne kadar koruduğumuzdur. Üstelik bu hak, sadece sokaktaki insanın değil; devletin tepesindeki isimlerin de hakkıdır. Çünkü bir ülkenin yönetim kadrosu art arda hedef olabiliyor, kurumları kolayca felç edilebiliyor, güvenlik zinciri deliniyorsa, bu sadece bir “zaaf” değil; halkın gündelik güvenliğine kadar uzanan bir kırılmadır. Devlet aklı tam da burada konuşur: Sloganla değil, sistemle.

Üst düzey güvenlik; birkaç koruma aracı, birkaç bariyer ve tören disiplininden ibaret değildir. Katmanlı koruma, karşı-istihbarat, siber güvenlik, güzergâh gizliliği, yakın çevre taraması, kurumsal koordinasyon ve en önemlisi hesap verebilirlik ister. Bir ülkede güvenlik zaafı konuşuluyorsa ilk soru şudur: “Hata nerede oldu?” İkinci soru daha ağırdır: “Aynı hata neden tekrar oluyor?” Çünkü güvenlikte tekrar eden hata, bir “kaza” değil, kurumsal bir arızadır. Devleti ayakta tutan şey, öfke değil; soğukkanlı akıl, sağlam prosedür ve liyakattir.

Bu gerilimin üstüne bir de diplomasi masasının nerede kurulacağı sorusu ekleniyor. Son dönemde ABD-İran temaslarının Muskat’ta yürütülmesi, Umman’ın arabulucu/kolaylaştırıcı rolünün sürdüğünü gösteriyor. Öte yandan Reuters, İstanbul’da yapılması öngörülen bir görüşme formatına dair bilgi de aktardı. Fakat “İran Türkiye’yi istemedi, o yüzden Umman’a alındı” iddiası, benim görebildiğim güvenilir kaynaklarda net biçimde doğrulanmış bir gerekçe olarak yer almıyor; bunun yerine mekân tercihlerinin çoğu zaman tarafsızlık algısı, güvenlik düzeni, teknik kolaylıklar ve arabulucunun rolü gibi etkenlerle belirlendiği........

© İstiklal