Türkiye’de Bir Hibrit Model Olarak “Finans Bankacılığı”
Türkiye’nin finansal sistemi, son on yılda basit bir büyüme sürecinden ziyade, varoluşsal bir dönüşümden geçti. Kamu bankaları, bu dönemde sistemin ana taşıyıcısı haline gelerek özel bankaların geleneksel ağırlığına karşı bir denge unsuru olarak öne çıktı. Ancak bu tabloyu sadece kamunun bir başarı hikâyesi veya özel sektörün bir geri çekilmesi olarak okumak, finansal sistemin altındaki yapısal derinliği gözden kaçırmak olur. Dünya finansal güç dengelerinin Batı merkezli liberal düzenden, Doğu’nun devletçi kalkınmacı modellerine doğru kayması, Türkiye’yi iki kutuplu bir finansal mekaniğin ortasına yerleştirmiş; bu durum Türkiye’yi "Finansal Eklektisizm" olarak tanımlanabilecek bir zorunlu senteze itmiştir.
Batı medeniyeti, “Coğrafi Keşifler” sürecinde Amerika ve Afrika kıtalarında ele geçirdikleri kıymetli maden ve kaynaklarla hegemonyasını dünyaya hakim kılmıştı. Yağma ve sömürüye dayalı bu tarihsel birikim, yerli halkları bir alt sınıfa mahkûm ederek Batılı şirketlerin iş gücü ihtiyacını karşılayan bir "üretim havuzu" oluşturmuştu. Günümüzde de kaynakların belli merkezlerde toplanma işlemi şekil değiştirmiştir. 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan Bretton Woods sistemi, borca dayalı finansal yapı üzerinden benzer bir kaynak transfer mekanizmasının varlığını sürdürmektedir.
Klasik Batı Ekolü: Özel Bankaların Muhafazakâr Tutumu
Sistemin zirvesindeki özel bankalar, Batı finans ekolünün profesyonel risk yönetimi ve kâr odaklı keskin yapısıyla hareket eder. Bu kurumlar, Londra ve New York piyasalarının kurallarını benimseyerek hissedar değerini korumaya ve küresel sistemin çarklarını döndürmeye odaklıdır. Dijitalleşme, bu süreçte sadece bir verimlilik aracı değil; aynı zamanda verinin metalaştırıldığı ve........
