menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sessiz Kaos

25 0
14.02.2026

Nicolas Maduro ne çabuk unutuldu. Dünya gündeminde neredeyse yer verilmez hale geldi. Haksız ve hukuksuz tutuklu olduğu ülke bakanı ülkesini ziyaret edecek, Venezuela bakanı tarafından karşılanıp misafir edilecek. Bir anda bahane edilen uyuşturucu sorunu ortadan kalmış gibi hareket edilerek bir anda ABD gemileri Amerika açıklarından İran açıklarına hareket edecek…

Kendi ülke kıta sahanlığı dışında her yerde cirit atan savaş gemilerinin yönüne göre bakışımız bir fenerin yön ışığının yön değiştirmesi gibi değişiyor. Kalan bölüm karanlıkta kalarak unutuluyor.

Yıllardır petrol zenginliğine rağmen uygulanan ambargolar ve siyasi baskılar nedeni ile yoksullukla mücadele eden Venezüella bir anda İsrail’e petrol tedariğine başlıyor. Görünen ve alenen yapılanların haricinde sumen altı yürütülenlerde cabası. İran’la müzakere için Amerika’da bunulan Netanyahu görüşmeler sonrası sanki İran’ı da Amerika koruyor, barış için elinden geleni yapıyor algısı oluşturuluyor. İsrail’i biz tutuyoruz yoksa çoktan saldıracak. Minvalinde yapılan açıklamalar basit ama ciddi bir tiyatro oyununun andırıyor.

İzlediğimiz sahneler yeni değil sadece oyuncular yeni. Herlz ve Osmanlı Devleti içerisinde gerçekleşen olayların akabinde; Balfour Deklarasyonu ile başlayan, Benzion Netanyahu ve Jabotinsky bölgede bir devlet kurulması faaliyetleri ile devam eden bin dokuz yüzlü yılların başında izlenen ana siyaset omurgasının günümüz yansımasıdır.

Eski ahit yaratılış kitabı, vaat edilmiş topraklar ve kendilerince sonlandırılmış olan iki bin yıllık sürgün sonrası toparlanma. İki bin yıla yakın devam eden süreci sekteye uğratan tek argüman İslamiyet.

İslamiyet’in hâkim olduğu zamanlarda kabuğuna çekilme ve sonraki dönemlere vasiyetler ile hedef saptırmadan çalışmalar yürütme. Beslendiği tarihsel süreç, ‘dinsel’ motivasyon gibi durumlardan bahsetmeyeceğim. Üzerine yazılanlardan öte başka bir pencere açmak niyetindeyim.

Dünya egemen devlet anlayışını Siyonizm açısından değiştiren ne dünya savaşları nede teknolojik buluşlar olmuştur. Bunlar sadece süreçlerden öteye geçmemiştir. Siyonizm’im ömrünü belirleyen şey hakimiyetlerini kurdukları devletlerin yönetimlerine müdahale ile gerçekleşen sinsi bir plan düzlemindedir.

Bu sinsi planlarda kazanan kimi zaman İngiltere kimi zaman Almanya kimi zamanda Amerika olmuştur. Neticede ise kazan hep Siyonizm’dir. Hangi ülkeye adım atılsa bir Siyonist menfaat söz konusudur. İşletilen planları uygulayanlar bile çoğunlukla bir haberdir. Daha açık bir ifade ile kendilerini başarılı ve kazançlı olarak gören ulus devletlerin emperyalist olanları, faaliyetlerinin neticesinde uluslarını karlı görürler. Bu kar ölçümünde kendileri kar etmiş dahi olsa Siyonizm onlardan fazla kazanmıştır.

7 Ekim sonrası, Amerika içerisinde de başlayan savaş suçlusu söylemini; Amerika sokaklarında artık kullanılmasını mecbur bırakan bir terim haline gelmiştir. Yaşananlar neticesinde, bu söylem New York gibi bir yere seçilen belediye başkanının seçim çalışmalarında ana omurgayı oluşturmasına neden olmuştur. Şimdi ise farklı eyaletlerde benzeri sesler ile seçim çalışması yürüten yerel vali adayları gündemde yer almaktadır. Bütün bunlar şunu göstermektedir ki artık Siyonizm halk tarafından istenmeyen ilan edilmiştir. Özellikle finansal aktarım noktasında askeri harcamalar için İsrail’e yapılan yardımların durdurulması sesleri giderek artmaktadır.

Bunun yanı sıra göçmenlerin duvarlar örülerek değil ticaret hacimleri artırılarak sınırların güvenliğinin sağlanacağı dile getirilmektedir. Trump ’un göçmenlere dair yürüttüğü sert politika ise gelecekte karşılaşılması kaçınılmaz olan; halk topluluklarının karar verme yetisini etkileme, demokrasiye erken müdahale çabasıdır. Tüm halkı ‘göçmen’ olan yerli halkı soykırım yok eden ve bir zihniyetle kurulan Amerika, göçmen politikası adı altında tarihsel sürecin zararları ile yüzleşmeye başlamıştır.

Peki Siyonizm bunca söyleme sessiz kalarak değil finansal gücünü ortaya koyarak cevap verecektir. Yatırımların başka ülkelere kayması, finansal piyasalarda dalgalanmalara yol açacak işlemler, farklı ülke vatandaşları aracılığı ile farklı ülkelere yatırımlar bunun birer tezahürüdür. Sessiz kaos giderek büyüyecek. Taşları yerinden oynatan, sabır sınırlarının çoktan aşılmış olmasıdır.


© İstiklal