Yapay Zekâ Çağı ve Statüko Müzesi: Meslekler Değişir, Maharet Kalır
Yapay zekâ birçok mesleği elimizden alacakmış; öyle diyorlar. Ben de bir profesör olarak diyorum ki: Evet, alacak! Hatta bazılarını almalıdır da. Yapay zekânın pek çok mesleği dönüştüreceği, hatta bazılarının bugünkü biçimiyle varlığını sürdüremeyeceği artık bir öngörü değil, giderek belirginleşen bir gerçekliktir. Bu durum karşısında telaşa kapılmak yerine şu temel hakikati teslim etmek gerekir: İnsanlığın ilerleme serüveni, insanı tekrar eden işlere mahkûm etmekle değil, onu daha yüksek bir düşünme ve üretme düzeyine taşımakla anlam kazanır. Bu bakımdan mesele, bazı mesleklerin değişmesi değil; insan emeğinin hangi istikamette derinleşeceğidir.
Sanayi Çağının Üniversitesinden Yapay Zekâ Çağının Üniversitesine
Bugün üniversite dediğimiz yapı, ne yazık ki hâlâ büyük ölçüde sanayi çağının zihniyetiyle yürütülmeye çalışılıyor. Bilgiye erişim kökten değişmiş, öğrenci profili başkalaşmış; ancak birçok yerde hâlâ öğrenciyi pasif bir dinleyici, hocayı ise "tek merkez" sayan bir modelde ısrar ediliyor. Bence bu, akademik muhafazakârlığın en yorucu ve en yıpratıcı örneklerinden biridir. YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar ve kurulumuz, yapay zekâ konusunda vizyoner teşvikler ortaya koymak için gece gündüz çalışırken, bazı üniversite koridorlarında "eskimeye" yemin etmiş zihniyetlerin bu değişime direnmesi trajikomiktir. Kürsüyü ilmî mesuliyetten çok "kişisel dokunulmazlık alanı" gören eski anlayışın yeni dünyada karşılık bulması artık mümkün değildir. Yapay zekâ mazeret üretmez, günü kurtarmaz ve kendini yenilemeden otorite talep etmez. Belki de bazı meslektaşlarımızın asıl huzursuzluğu, teknolojinin bu "çıplak hakikatinden" kaynaklanıyordur. Yeni çağ, unvanın sağladığı konforu değil, yetkinliğin ortaya koyduğu değeri öne çıkarmaktadır. Yapay zekâ söylem ile birikim, görünüş ile içerik, makam ile maharet arasındaki farkı çok daha görünür hâle getirecektir.
Vitrin Başka, Vizyon Başka
Sanayi devriminin üniversitesi bilgiyi depolardı; yapay zekâ çağının üniversitesi ise bilgiyi işleyen ve sahaya uygulayan bir yapıya mecburdur. Artık mesele kürsüde uzun konuşmak değil; çağın ihtiyaçlarına cevap veren model kurabilmektir. İşte bu yüzden; İSTE’de rektörlük görev sürem boyunca, kaynakçılık odaklı bir Meslek Yüksekokulu fikrini, sadece bir okul açma girişimi olarak değil, üniversitenin modelini değiştirecek stratejik bir adım olarak gördüm. Türkiye’de ilk su altı kaynakçılığı bölümü fikrini ortaya koyduğumda, o bölümün önünü açmak amacıyla ALES şartının kalkması için mücadele ederken birilerinin "ne gerek var" diyen bakışlarını hâlâ hatırlıyorum. O gün bu ihtiyaçları önceden okuma iradesini gösteremeyenlerin, bugün sadece gecikmiş yankı yapmaları düşündürücüdür. Yeni bir eser çıkaramayan, yeni bir model geliştiremeyen yapıların en büyük mahareti, mevcut olanın gölgesinde dolaşmayı başarı sanmalarıdır. Oysa unutulmamalıdır ki; vitrin başka şeydir, vizyon başka; makam başka şeydir, müktesebat başka; gürültü başka şeydir, eser başka... Bu ayrımı kavrayamayan kurumlar, zamanın değişimini çoğu kez yalnızca yüzeyde okur; biçimi muhafaza etmeyi içerik üretmekle karıştırır. Oysa kurumsal itibarı belirleyen şey, görünür olmak değil, anlamlı bir iz bırakabilmektir. Eser, eninde sonunda söylemin önüne geçer.
Asıl Mesele Teknoloji Değil, Zihniyettir
Bugün üniversitelerde asıl eksik olan şey teknoloji değildir. Teknoloji zamanla temin edilir, altyapı güçlendirilir. Asıl mesele, bu yeni çağın ne anlama geldiğini kavrayabilecek bir zihniyet açıklığına sahip olup olmamaktır. Bazı eski alışkanlıkların değişimi küçümsemeyi bir tür vakar saydığı görülüyor. Oysa çağ değişirken yerinde kalmayı itidal, aynı cümleleri tekrar etmeyi ise birikim sanmak, kurumsal ciddiyet değil, zamanla araya mesafe koyamamanın bir sonucudur. Üniversite artık yalnızca anlatan değil; model kuran, yön veren, düşündüren, uygulamaya sevk eden ve bilgi ile üretim arasında sahici bir bağ kuran bir yapı olmak zorundadır. Sanayi devriminin üniversitesi memur yetiştirebilirdi; fakat yapay zekâ çağının üniversitesi ancak yetkinlik inşa ederek ayakta kalabilir. Geleceği belirleyecek olan da budur: diploma üretmek değil, nitelik üretmektir.
Vefa ve Gerçek Sahipler
Bir fikir netice verdiğinde ön sırada görünmek isteyen çok olur; ama o fikrin yükünü ilk gün sırtlananlar bellidir. Bu vizyonun hayata geçmesinde; başta her türlü desteği veren YÖK Başkanımız Sayın Prof. Dr. Erol Özvar ve YÖK Kurulu üyelerine şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca, akademik vizyonumuza destek veren Kırşehir Valimiz Sayın Murat Sefa Demiryürek’e, organize sanayinin kalbinde iki bina ve on dönümden büyük araziyi tahsis edilmesine öncülük eden ve bu fikre kıymet veren eğitim sevdalısı çok değerli ve saygıdeğer insan Sayın Erol Ayhan Tosyalı’ya, iaşe desteği sunan Noksel firmasına ve Sayın Sedat Uysal’a ve sürece katkı sunan Sayın Osman Gözükara, Sayın Fatih Keseroğlu, Sayın Mustafa Kahraman gibi isimlere teşekkür ediyorum. Kurumsal hafıza, yalnızca projeleri ve makamları değil; bir fikre inanan, emek veren ve onun mümkün olduğuna dair güven üreten insanları da kaydetmelidir.
Zaman, yalnızca öne çıkanları değil; geride kalanları da görünür kılar. Yapay zekâ, sahayla bağı kopmuş ve yalnızca kâğıt üzerinde çoğaltılmış unvanları sarsabilir. Çünkü dijital akıl, tekrara dayalı bilgiyi insandan daha hızlı işler. Fakat onun kolayca ikame edemeyeceği bir alan vardır: uygulama mahareti. Bugün geriye dönüp baktığımızda, sanayinin içine yerleşen bir üniversite fikrinin tesadüf değil, bilinçli bir iradenin ürünü olduğu daha açık biçimde görülmektedir. Yeni bir model üretemeyenlerin mevcut başarıların gölgesine sığınması ise yalnızca bir tutum değil, aynı zamanda belirgin bir vizyon eksikliğine işaret etmektedir. Çünkü zaman durmaz; yalnızca kimin yürüdüğünü, kimin yerinde saydığını ortaya çıkarır. Ve tarih, süslü sözleri değil; hayata geçirilen eserleri yazar.
