“Evlenen İnsanlar Sorunlu İnsanlardır, Sorunu Olmayan İnsan Evlenmez” İddiasının Psikoanalitik ve Bilimsel Çürütülmesi
Son dönem kamuoyunda, deneysel tıp alanında tanınan Prof. Dr. Oytun Erbaş, “evlenen insanlar sorunlu insanlardır, sorunu olmayan insan evlenmez” şeklinde bir ifade kullanmıştır. Sosyal medya platformlarında (özellikle Instagram ve X) yaygınlaşan bu görüş, evliliğin kişisel eksiklikler veya çözülmemiş sorunlardan kaynaklandığını, psikolojik olarak sağlıklı bireylerin evlenmekten kaçınacağını öne sürmektedir. 30 yılı aşkın aile, evlilik ve çift danışmanlığı deneyimine sahip Prof. Dr. Ekrem Çulfa olarak, bu görüşü yalnızca bilimsel temelden yoksun değil, aynı zamanda toplumun temel kurumlarından birini damgalayan potansiyel zararlı bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum.
Bu makale, Freudcu görüşler, nesne ilişkileri kuramı ve güncel ampirik çalışmalarla desteklenen psikoanalitik ve bilimsel bir çürütme sunmaktadır. Erbaş'ın tezi, evliliğin adaptif işlevlerini göz ardı etmekte, korelasyonu nedenselliğe indirgemekte ve ilişkisel deneyim çeşitliliğini yok saymaktadır. Makale; evliliğin psikoanalitik bakış açıları, bilimsel faydaları ve iddianın doğrudan eleştirileri olmak üzere yapılandırılmıştır.
Evliliğin Psikoanalitik Bakış Açıları
Psikoanalitik kuram, Sigmund Freud tarafından başlatılmış ve sonraki düşünürler tarafından geliştirilmiştir; evliliği “sorunlu” bireylerin sığınağı olarak değil, bilinçdışı dürtülerin, erken bağlanma modellerinin ve ilişkisel örüntülerin sahnelendiği ve potansiyel olarak çözüme kavuşturulduğu karmaşık bir arena olarak görür. Freud (1925), evliliği Ödipal kompleksi uzantısı olarak ele almış, bireylerin libidinal ve agresif dürtüleri karşılamak için partner aradığını belirtmiştir. Ancak bu, patoloji anlamına gelmez; aksine dürtülerin yüceltimi ve entegrasyonu yoluyla ego gücünün artmasını sağlar.
Melanie Klein ve D.W. Winnicott gibi nesne ilişkileri kuramcıları, evliliği “tutma ortamı” (holding environment) olarak tanımlar; burada partnerler erken ilişkisel yaraları onarabilir. Güvenli bir evlilik bağı, bölme (splitting) savunmalarını azaltır ve “bütün nesne” sevgisini (pozitif ve negatif yönleri entegre etme) mümkün kılar. Erbaş'ın birleşme arzusunu patolojikleştiren görüşünün aksine, psikoanaliz evliliğin samimiyet ve üretkenlik (generativity) yönünde sağlıklı bir dürtü olduğunu savunur (Erikson,........
