ATEİZMİ ÇÜRÜTEN İLM-İ KELAM DELİLLERİ
(Eserden Müessire Gidiş Delili)
Ateizmi çürüten İslam’da ilm-i kelam delillerine, dokuzuncu delilimiz olan“eserden müessire gidiş” deliliyle devam ediyoruz.
IX- Eserden Müessire Gidiş Delili
Eserden müessire gidiş demek, sanattan sanatkâra, yaratılış eserlerinden Allah’ın varlığına ve birliğine ulaşmak demektir. Şüphesiz ki bu, tefekkür yoluyla, istidlal (muhakeme ile delil getirme)veya tümevarım prensipleri işletilerek gerçekleşir. Buna burhan-ı inni de denir.
Kuran-ı Kerim, insanı kâinattaki ve insanın nefsindeki deliller üzerinde düşünmeye çağırır; buna teşvik eder. Zira böyle bir düşünmenin neticesi, Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak ve bu imanın gereği bir hayat yaşamaya çalışmaktır.
İlm-i kelam delilleri içinde en çok,eserden müessire gidiş ve geçen haftaki konumuz olan temanü delili öne çıkar.
Kuran-ı Kerim’de,kâinatta yer alan ve vahdaniyete delil teşkil eden delillerden “ayet” diye bahsedilir. İslam âlimleri bu ayetleri, Kuran ayetlerinden ayırmak için “kevnî ayetler” diye adlandırmışlardır.
Kevnî ayetler, yanikâinattaki nizam ve intizam; tabii/ fenni ilimlerinmesnedini teşkil eder.
Böylece lafzı ve manasıyla Allah kelamı olan Kuran ayetleriyle kâinattaki ilmî gerçekler(kevnî ayetler) bütünleşir; İslam’ın hayatı bütünüyle, her yönüyle nasıl kuşattığı idrak edilmiş olur.
O bakımdan kevnî ayetlerin sonsuz sayıdaki malzemesi mutlaka tefekkür yoluyla kullanılmalıdır. Eserden müessire gidiş delili buna hizmet eder.
1- İslam’a Göre Âlemin Gerçekliği, Eser - Müessir Münasebeti ve Sanat Gerçeği
Kuran ve Sünnet(hadisler) İslam’ın temel iki kaynağı olarakkâinatın gerçekliğine vurgu yapar ve vahdaniyetle ilgili delilleri bu âlemden seçer. Bu husus çok önemlidir. Şöyle ki, aklî manevralarla itişip kakışan ve bu sebeple de bir türlü mutlak hakikate ulaşamayan felsefeciler, daha işin en başında,âlemin algılanması noktasında çok büyük yanlışlara düşerler. Esasen bunda şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü kâinat nedir, hayat nedir, insan niçin vardır gibi sorulara rehbersiz bir akılla cevap arandığında, doğru cevaba ulaşılması mümkün değildir.
Felsefecilerin, kâinatın algılanması noktasında düştüğü zıt kutuptaki iki yanlışa işaret edelim:
Eflatun ve Sokrat’ın ortaya koyduğu, adına “idealizm” denen felsefi ekolde,âlem/kâinat için şöyle saçma bir iddia ortaya atılır:
“Aslında bu âlem yoktur; hayaldir.Onu biz insanlar gerçek sanıyoruz.”
Bu, bütün aklî ve ilmî metotları yok hükmüne irca eden sefil bir yaklaşımdır.
Bunun zıddı materyalizmdir. Materyalistler de en az idealistler kadar hasta bir mantıkla,görünen bu maddi âlemi/ kâinatı, varlığın tamamı zannediponu bir nevi put edinirler. Bunu geçmiş birçok yazımızda gündem etmiştik.
Kâinatın algılanması hususunda doğru ve isabetli görüşü, vahiy kaynaklı İslam ortaya koymuştur. Kuran-ı Kerim vahdaniyetle ilgili delilleri bu kâinatmanzumesinden seçer. Bu kâinatın insanın emrine musahhar kılınan bir nesne, bir tefekkür malzemesi olduğuna da dikkat çeker. İnsanları bu kâinattaki delil ve ayetlerden,“marifetullah”a, yani Allah’ın varlığının, birliğinin, noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarla muttasıf olduğunun öğrenilmesine davet eder.Bu yazıda konu edindiğimiz eserden müessire gidiş delili de, işte bu kâinat gerçekliğine ve buna işaret eden Kuran hakikatlerine istinat eder.
Eserden müessire gidiş delilini biraz tahlil edelim:
Eser, belli bir gayeye yönelik olarak eşyaya/ maddeye şekil vermektir.
Âlem/kâinat bir nesnedir; başka bir ifadeyle ulvi bir gayeye yönelik cereyan eden düzen ve nizamdır. Bu düzen ve nizama doğru yaklaşım, iki şekilde zuhur eder: İnsanı ihya,âlemi imar etmek.
Bu iki büyük vazifenin odaklandığı büyük gerçek de marifetullahtır; Allah’ı bilmek ve tanımak; O’nun emir ve iradesine ram olmaktır.
Burada bütün mesele âlemin bir “nesne” olduğunu anlayabilmektir.
Serideki önceki yazılarımızda verdiğimiz bir misali burada tekrar hatırlayalım: Bir cümlede başlıca üç unsur bulunur: Fail, fiil ve nesne.
Kâinat bir nesnedir; onun üstünde bir fiil tecelli etmiştir. Buna göre bir fail olması da zaruridir.
İşte “eserden müessire gidiş” delilinde,kâinatın bütünüyle eser olduğu; bunun aynı zamanda nesne olmak manasına geldiği gerçeğinden hareket edilir.
Bu nesneye bakılarak yapılan tefekkür; akıl sahibi her insanı bu nesne üzerinde fiil icra eden faile götürür. Ki o fail de, zatı vacibü’l- vücut olan Cenâb-ı Hak’tır.
Evet, tefekkür metoduyla nesne üzerinde düşünmek;kâinat denen bu devasa eserin hikmet ve delillerini kavramak ve bunun failinin noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarla muttasıf olduğu gerçeğine ulaşmak demektir.
Fail, fiil ve nesne münasebetini kabul etmemek; düşüncenin ilmîliğini yok eder. Düşünen bir varlığı akılsız kabul etmek gibi bir çelişki olur. Çünkü düşünme, aklın ameliyesidir; düşünce varsa akıl da vardır. Gerek akıl, gerek aklın üzerinde düşündüğü malzeme, yani........
