menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran’a Nasıl Bakmalıyız? (2)

15 0
14.03.2026

Yazımızın ilk kısmın son paragrafı şöyleydi: Yazımızın ikinci bölümünde “İran ve Şiilik” bağlamında yine kaynaklardan aldığımız bilgiler olacaktır. Son bölümde yani üçüncü bölümde benim şahsi görüş ve düşüncelerim olacaktır, inşallah.

Evet, yazımızın bu ikinci bölümünde İran ve Şiilik üzerinde bilgi vereceğim. Tabi bilgiler yine ansiklopedik kaynaklardan olacak.

Türkiye Diyanet Vakfı tarafından çıkartılan İslam Ansiklopedisinde Şiilik hakkında anasıl bilgiler var? Görelim.

Şia ve Şiilik, Hazreti Peygamber’in (asm) vefatından sonra Devlet yönetiminin Hazreti Ali’ye (ra) ve onun soyundan gelenlere ait olduğu düşüncesi etrafında birleşen çeşitli grupların ortak adı ve ortak tanımıdır.

Sözlükte “tâbi olmak, desteklemek; şâyi olmak, çoğalmak” anlamlarındaki şiyâ kökünden türeyen Şia kelimesi “taraftar, yardımcı, destekleyici; bir işi gerçekleştirmek için bir kimse etrafında toplanan grup” mânasına gelir. Müfredi şîî biçiminde kullanılır. Şia kelimesinin ilk dönemlerde sözlük mânası çerçevesinde “taraftar” anlamıyla kullanıldığı görülmektedir.

Genel kabule göre, Hazreti Peygamber’in vefatından sonra yönetimi kimin üstleneceği konusunda belirleyici bir nas bulunmadığından ensarla muhacirler bu hususta görüş ayrılığına düşmüşler, Hâşimîler ve diğer Ali taraftarları, imâmeti bir miras gibi kabul ederek Resûlullah’a haleflik etmenin kendi hakları olduğunu savunmuşlardır. Bu noktadan hareketle Ali’nin imâmetine çağrı yapma düşüncesinin normal bir siyasî tercih şeklinde başladığını söylemek mümkündür. Resûl-i Ekrem’in vefatı üzerine Hazreti Ali ve yakınları cenaze hizmetleriyle meşgul olurken Sakīfetü Benî Sâide’de toplanan ensar halifenin kendilerinden seçilmesi gerektiğini söylüyordu. Durumdan haberdar edilen Hazreti Ebû Bekir ile Hazreti Ömer’in toplantı yerine gidip orada bulunan sahâbîleri ikna etmeleri sonunda âni bir kararla Ebû Bekir’e biat edilmişti. Daha sonra bunu öğrenen Hazreti Ali ve yakınları durumdan hoşnut kalmamış, hatta Hazreti Ali’nin Hazreti Ebû Bekir’e biatı bir süre gecikmiştir. Aslında Hazreti Ali, kendisinin hilâfete diğer sahâbîlerden daha ehil olduğuna inanmakla birlikte hem Ebû Bekir’e hem Ömer’e biat etmiş ve onlar tarafından itibar görerek önemli hususlarda kendisiyle istişare edilmiştir. Hazreti Ali’nin bu davranışı, sonraları teşekkül eden Şia düşüncesinin aksine kendisinin halifeliği konusunda sahih bir nas bulunmadığını göstermektedir.

Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer devrinde Devlet görevlerinin ehil kişilere verilmesi, fetihlerle meşguliyet sırasında toplum yapısında gevşekliğe müsaade edilmemesi gibi sebeplerle bir başka idarecinin iş başına gelmesi özlemi ortaya çıkmamış, dolayısıyla Hazreti Ali taraftarlığı sınırlı ölçüde varlığını korumaktan öteye geçmemiştir. Fakat Hazreti Osman döneminde durum değişmiş,........

© İstiklal