Zulüm Güçlendikçe İnsanlık Kaybeder
Bir devletin gerçek büyüklüğü; sahip olduğu tankların, uçakların, füzelerin, istihbarat sistemlerinin veya nükleer kapasitesinin sayısıyla ölçülmez.
Gerçek güç, "güçsüzün karşısında nasıl davrandığıyla" ölçülür.
Bir devletin gerçek büyüklüğü; çocuğa, kadına, hastaya, yaşlıya, gazeteciye, din görevlisine ve yardım gönüllüsüne nasıl davrandığında ortaya çıkar.
Bugün Gazze'de yaşananlar yalnızca İsrail ile Filistin arasında bir askerî çatışma olarak görülemez. Hastanelerin, okulların, ibadethanelerin, konutların ve sivil altyapının ağır biçimde tahrip edilmesi; milyonlarca insanın yerinden edilmesi; sivillerin hayatını sürdürebilmesi için gerekli su, gıda ve sağlık hizmetlerinin büyük ölçüde zarar görmesi, insanlığın vicdanını doğrudan ilgilendiren büyük bir felakettir.
Benim itirazım Yahudiliğe değil.
Benim itirazım "zulme, işgale, ayrımcılığa, ırkçılığa, sivillerin hedef hâline getirilmesine ve insan hayatının değersizleştirilmesinedir."
Çünkü bir insanın dini, mezhebi, etnik kökeni veya milliyeti, onun öldürülmesini hiçbir şart altında meşru hâle getiremez.
Gazze'de öldürülen bir çocuğun hangi siyasi görüşe sahip olduğunu sormanın bile anlamı yoktur.
Çünkü o çocuk savaşın tarafı değildir.
Bir annenin kucağındaki bebeğin elinde silah yoktur.
Hastane yatağındaki hastanın savaşma imkânı yoktur.
Gazetecinin kamerası silah değildir.
Din görevlisinin duası bomba değildir.
Yardım gönüllüsünün taşıdığı gıda ve ilaç mühimmat değildir.
Öyleyse sivillerin öldürülmesini ve sivil yaşam alanlarının yok edilmesini hangi hukuk, hangi ahlak, hangi vicdan açıklayabilir?
İnsanlık tam da burada sınanır.
Zulmün en tehlikeli aşaması: Normalleşmesi
Bir toplum açısından en büyük tehlike yalnızca zulmün işlenmesi değildir.
Asıl tehlike, zulmün normalleşmesidir.
Bir çocuk öldürüldüğünde artık şaşırmamak...
Bir hastane vurulduğunda bunu sıradan bir haber gibi izlemek...
Bir aile enkaz altında kaldığında birkaç saat üzülüp sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam etmek...
İşte vicdanın ölümü böyle başlar.
Bugün Gazze'de yaşananların en korkunç taraflarından biri de budur: "Ölümün istatistiğe dönüşmesi."
Oysa her rakamın arkasında bir insan vardır.
Bir yarım kalmış gelecek...
Devletlerin gücü arttıkça ahlaklarının da güçlenmesi gerekir.
Silahlar çoğaldıkça vicdan çoğalmalıdır.
Teknoloji geliştikçe insan hayatına verilen değer artmalıdır.
Fakat güç, hukukun ve vicdanın önüne geçtiğinde devlet büyümez.
Sadece "zulüm kapasitesi büyür."
-Güçlü olmak haklı olmak değildir
İsrail bölgedeki en güçlü askerî yapılardan birine sahip olabilir.
Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere güçlü devletlerin siyasi, askerî ve diplomatik desteğine sahip olabilir.
Gelişmiş silahlara, güçlü bir ekonomiye ve yüksek teknolojiye sahip olabilir.
Fakat bütün bunlar hiçbir devlete masum insanların hayatını hiçe sayma hakkı vermez.
Güçlü olmak haklı olmak değildir.
Tam tersine güçlü olmak, daha fazla sorumluluk taşımaktır.
Bir devlet ne kadar güçlüyse, hukuk karşısında o kadar hesap verebilir olmalıdır.
Çünkü tarih bize defalarca göstermiştir:
Silahlar devletleri büyütebilir; fakat zulüm onları ahlaken küçültür.
●Yahudilik başka, Siyonizm başka
Burada çok önemli bir ayrımı özellikle yapmak zorundayız.
Yahudilik ile Siyonizmi, Yahudiler ile İsrail hükümetini birbirine eşitlemek doğru değildir.
Nasıl İslam adına........
