Yeryüzünün Ortadoğuluları
Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü... (Kasas-4)
Sömürge öncesi ve sonrası için bir toplumu ele aldığımızda öne çıkan en temel olgulardan birisi sosyolojik çözülmedir. Sosyolojik çözülmeyi bu başlıkta daha çok yaşanan krizlere yönelik teşhis yokluğu, odak problemi ve toplumsal birlikteliğin bulunmayışı olarak ele almaya çalışacağım. Bu durumu özetleyen en belirgin tarihsel örneklerden birisi olarak, Bizans'ın fethedilirken papazların meleklerin cinsiyetini tartışıyor olması gösterilir. Osmanlı surlara dayanmadan önce Bizans kurumsal varlığıyla, toplumsal yapısıyla içerisinde bulunduğu krizi tanımlayamamış, odak üretecek yeterliliğini kaybetmiş, içerden çökmüştür. Halihazırda toplumun gündem belirleyicisi olan sınıfı kendisi için aciliyet barındıran krizin yerine hiçbir anlam ifade etmeyen teorik bir olguyu tartışmaktadır. İslam tarihinin erken döneminde bu tip bir odak kaybını engelleyen örneklik Hz Peygamber tarafından ortaya konmuştur. Müslümanlar cihada hazırlanırken inşa edilen dırar mescidi Hz. Peygamber tarafından yıktırılmıştır. İslam tarihinde sıkça başvurulan anın vacibi kavramı bir anlamıyla esas olana, aciliyet barındırana yönelmeyi yalnızca fıkhi açıdan değil düşünsel açıdan da teşvik etmiştir. Ancak günümüzde peygamberin(sav) bu örnekliği ve sahip olunan kavramsal çerçeve ne yazık ki yeteri kadar muhatap bulamamaktadır. İslam dünyası öncelikli olan sorunlarını tanımlamakta, çözmekte ve birlikte hareket etmekte krizler yaşamaktadır. Bu durum yaşanan sosyolojik çözülmenin yansımalarıdır.
Sömürge öncesinde yaşanan çözülme sömürgeye açık hale gelmeye hizmet ederken sonrasındaysa sömürgenin devamlılığına alan açmaktadır. Hırsız ve ev sahibi hikayesinde hırsızın hiç mi suçu yok sorusunu elbette soracağız. Ancak ev sahibi olarak sömürgeleşmeye açık hale gelen bir toplumsallığa sahip olmanın muhasebesi de üzerimizde bir sorumluluktur. Filistin meselesi bu sorunun kaçınılmazlığını ve can yakıcılığını bizlere tekrardan göstermiş oldu. Yılları bulan soykırım sürecinde çözümü bölgede aynı tarihe ve inanca sahip olan müslümanlar olarak üretemedik. Nihayetinde soykırım ve işgali daha profesyonelce devam ettiren "Barış Kurulu" adı altındaki mekanizma yine sömürenler ve işbirlikçileri tarafından yürürlüğe konuldu. Bu süreç bizlere bölgenin sorunlarını teşhis etmekten uzak, var olan tüm kurumsallıklarıyla içerisinde bulunduğu krize çözüm üretemeyen ve hatta krizi mezhebi/etnik/ideolojik/ulusalcı reflekslerle derinleştiren sosyolojik çözülmenin içerisinde olduğumuzu göstermektedir.
Fanon, sömürge coğrafyalarında sömürülen halkların yaşadığı psikolojik tahribatlara ve sosyolojik çözülmeye dair önemli bir tespitte bulunmaktadır. Sömürülen insan, kendisiyle aynı sömürü mekanizmalarına muhatap olan kişilere karşı acımasız, şiddete meyilli ve anlayışsız davranırken sömürenlere karşı korkak ve çekingen davranmaktadır. Esasında kurtuluşu için dayanağı olacak en önemli olguyu travmatik şekilde yok etmektedir. Sömürenlerde bu kutuplaşma ve çatışmayı var olan düzenini devam ettirmek için derinleştirmektedir. Fanon'un "Yeryüzünün Lanetlileri"nde Afrika sömürgesi için yapmış olduğu bu tespitlerin bizim gerçekliğimizde de karşılığı bulunmaktadır. İslam dünyasında farklı çıkar çatışmalarına sahip, ortak politika geliştirmede sorunlar yaşayan birçok devlet söz konusu ABD’nin çizdiği bir çerçeve olunca bir araya gelebilmektedir. Siyasal yapılarda olduğu gibi toplumlar da çok kolay şekilde bu süreçleri sindirebilmektedir. Çıkar tanımlarına göre adım atan devletlerin bu savrulmasını İslam dünyasının toplumlarının da paylaşması tartışılması gereken önemli bir başlık olarak önümüzde durmaktadır.
Ulusallaştırılmış dini anlatılar yerel iktidar odaklarını pekiştirmeye hizmet sunarken İslam dünyasında kutuplaşmalar doğurmaktadır. Gündemini ve önceliğini seküler temellere dayalı devlete göre belirleyen ulusallaştırılmış dini anlatı ilkesel temelde İslam dünyasının bir araya gelmesinin önünde en büyük engel olarak durmaktadır. Ulusal kimlikleri önceleyen, ümmet idealini yeri geldiğinde nesne olarak kullanan ulusallaştırılmış dini anlatı bu yönüyle sömürge halini devam ettiren bir unsura dönüşmektedir. Bu anlatı, "Sünni Filistin" halkı için bedel ödeyen Şii müslümanları bir araya gelecek bir topluluk olarak görmemektedir. Ancak Filistin' de uygulanan soykırımın ortağı ABD ile müttefik olmayı, ona üsler açmayı çok kolay sindirebilmekte ve meşrulaştırabilmektedir. Bu tercihler sömürge halklarının psikolojisini yansıtmaktadır. Bu olgu Fanon'un bahsettiği; kendisinden olana karşı acımasız ve öfkeli ancak sömürene karşı korkak, çekingen ve uysal olan sömürülenlerin patolojik durumunun benzeridir. Anın vacibi bu patolojik halden çıkıp ümmetin tüm mezhebi yapılarıyla bir araya gelmesini sağlayacak açılım ve adımların atılmasını gerekli kılmaktadır.
Ülkemizde ve bölgemizde var olan gerçekliğimizden uzak tartışmalarla üretilmiş etnik/mezhebi/ideolojik kutuplaşmalar emperyalizme alan açmaktadır. Emperyalistlerin inşa ettiği ve sömürgesini devam ettirmek için yeniden ürettiği kutuplaştırıcı olan her türlü anlatıyı mahkum etmemiz gerekmektedir. Bu süreçte kutuplaşma üzerine iktidarını inşa eden ve emperyalizm karşısında uysal siyasi pozisyonu tercih eden kişi ve kurumlar ilk engel olarak önümüzde durmaktadır. Müslümanların vahdet için göstereceği her çaba yerel ve küresel sömürge odaklarına karşı başlı başına bir direniştir.
Istanbuloğlu - Ustad; bu yaziya su basligi koyman daha uygun olacakti kanatimce.. Frantz Fanon dan mulhem arak;
"YERYUZUNUN YENI LANETLILERI"
diye baslik atabilirdiniz.
