Antep’in Sesi, Dünyanın Hikâyesi: Güccüg Pirens
Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry’nin New York’ta bir otel odasında kaleme aldığı ve çizimlerini kendi yaptığı Küçük Prens (Le Petit Prince), 1943’ten bu yana evrensel bir masal olma özelliğini koruyor. Tüm dünyada milyonların kalbine dokunan eser; çeşitli gezegenleri gezen küçük bir çocuk üzerinden yalnızlık, dostluk, sadakat, sevgi ve kayıp gibi insanlığın en temel temalarını işliyor.
Küçük Prens’in Türkçedeki serüveni ise 1954 yılında Çocuk ve Yuva dergisinde Ahmet Muhip Dıranas’ın tefrikasıyla başladı. Kitap olarak ilk kez 1965’te Cemal Süreya ve Tomris Uyar’ın ortak çevirisiyle Bilgi Yayınevi tarafından basıldı. Yıllar içinde Selim İleri gibi pek çok usta kalemin çevirdiği eser, 2015 yılında telifinin serbest kalmasıyla Türkiye’de adeta bir yayıncılık rekoruna imza attı ve 200’den fazla yayınevi tarafından okurla buluşturuldu.
Son yıllarda bu evrensel serüvene çok renkli bir boyut eklendi: Küçük Prens; Doğu Trakya, Denizli, Kıbrıs ve Gaziantep ağzı gibi yerel seslerle yeniden hayat buldu.
Peki, evrensel bir klasiği yerel bir ağızla yeniden okumak bize ne katıyor? Bir şehrin ağzı, kültür aktarımında nasıl bir köprü görevi görüyor? En önemlisi; bu felsefi metin Gaziantep’in o kendine has, sıcak diliyle buluştuğunda ortaya nasıl bir çalışma çıktı?
Tüm bu soruları, eseri “Güccüg Pirens” adıyla Gaziantep kültür hayatına kazandıran Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Gazikültür A.Ş. Genel Müdürü Prof. Dr. Halil İbrahim Yakar’a sorduk.
Hocam merhaba. Öncelikle Küçük Prens’in, Gazikültür Yayınları tarafından ve sizin editörlüğünüzde “Güccüg Pirens” adıyla raflarda yerini aldığını hatırlatalım. Yüzlerce dünya klasiği arasından neden ilk olarak Küçük Prens?
Merhaba, hoş geldiniz. Bu söyleşi vesilesiyle Gaziantep’in kültürel mirasına ve diline gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyorum.
Küçük Prens, insanlığın ortak meselelerini sade fakat derinlikli bir dille anlatan evrensel bir eserdir. Çocukların anlayabildiği, yetişkinlerin ise her okumada yeni anlamlar keşfettiği çok katmanlı bir metindir.
Gaziantep ağzı da sıcaklığı, samimiyeti, mizahı ve kendine özgü söyleyiş biçimiyle Küçük Prens’in dünyasına oldukça yakındır. Küçük Prens’in hakikati yalın cümlelerle dile getiren sesiyle Gaziantep insanının içten anlatımı arasında doğal bir bağ bulunduğunu düşündük.
Amacımız bir dünya klasiğini yerel kelimelerle yeniden yazmak değildi. Evrensel bir hikâyenin Gaziantep’in sesiyle nasıl yankılanacağını göstermek istedik. Eserin Antep ağzına aktarımını gerçekleştiren Abdülkadir Evişen’in titiz çalışmalarıyla, özgün metnin ruhunu koruyan doğal ve okunabilir bir eser ortaya çıktı.
Bir dünya klasiğini Gaziantep ağzıyla yeniden dillendirip seslendirmenizdeki temel maksat neydi? Yerel ağızlar bir şehrin ruhunu, kültürünü yansıtmada nasıl bir işleve sahip?
Bir şehri sadece tarihi yapıları, yemekleri veya el sanatları oluşturmaz. İnsanların birbirlerine nasıl seslendikleri, sevgilerini, sitemlerini ve sevinçlerini hangi kelimelerle anlattıkları da o şehrin kimliğinin parçasıdır. Bu bakımdan yerel ağızlar, bir şehrin görünmeyen kültürel mimarisidir.
Antep ağzındaki kelimelerin arkasında mahalle hayatı, aile ilişkileri, çarşı kültürü, mizah anlayışı ve geçmiş kuşakların tecrübeleri bulunur. Bir kelime bazen bütünüyle bir yaşama biçimini taşır.
Güccüg Pirens’teki temel maksadımız, bu söz varlığını yaşayan bir hikâyenin içinde görünür hâle getirmekti. Yerel ağızların okunması, dinlenmesi ve yeni kuşakların dünyasına girmesi gerekir.
Yerel ile evrenseli birbirinin karşıtı olarak görmüyoruz. Dünya edebiyatının önemli eserleri kendi kültürlerinden beslenerek evrenselleşmiştir. Güccüg Pirens de dünya edebiyatının ortak hikâyesini Gaziantep’in sesiyle buluşturan böyle bir çalışmadır.
Günümüzde yerel ağızların unutulmaya yüz tuttuğunu düşünürsek hem yetişkinlere hem de çocuklara bir şehrin yerel dilini bu yolla öğretmenin ve yaşatmanın arkasındaki temel motivasyon nedir?
Şehirleşme, eğitim dili, televizyon ve dijital iletişim araçları konuşma biçimlerini giderek birbirine yaklaştırıyor. Bu durum ortak iletişimi kolaylaştırırken yerel kelimelerin ve söyleyişlerin kullanım alanını daraltıyor.
Bugün birçok çocuk, dedesinin veya ninesinin kullandığı bazı kelimeleri artık anlamıyor. Oysa bir kelimenin kaybolması, onunla birlikte bir gelenek, hatıra veya hayat biçimi de silikleşebilir.
Çocuklara yerel dili öğretmenin en etkili yolu, onu kuru bir ders konusu hâline getirmekten ziyade hikâye, oyun, resim ve ses aracılığıyla sevdirmektir. Güccüg Pirens bu bakımdan kuşaklar arasında bir sohbet başlatıyor. Çocuk anlamadığı kelimeyi ailesine soruyor; yetişkinler ise unuttukları söyleyişleri yeniden hatırlıyor.
Şehir dışında yaşayan Gaziantepliler için de bu eser, memleketin ve çocukluğun sesini taşıyor. Bu........
