Bir Türkü Söyleme Hikȃyesi Esat Tektaş
Birkaç yıl oldu. Çok sayıda öğretmen arkadaşımızın katıldığı bir eğitim programına gitmiştim. Program bizim sorumluluğumuzda Erzurum Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü’nde gerçekleştiriliyor. Palandöken Halk Eğitimi Merkezi (HEM) Müdürü Erdal Bey, Erzurum’da olduğumuzun haberini almış. Bizi kurumlarının düzenledikleri, müzik öğretmenleri ve usta öğreticilerin koro türküler söyleyecekleri bir programa davet ettiler. Davete icabet gerekir dedik ve birkaç öğretmen arkadaşımızla birlikte programa katıldık.
Gittik ki o kış günü Erzurum’un soğuğunda her taraf karla buzla kaplı olduğu o akşam vaktinde, Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi Salonu tıklım tıklım davetli dolu. Kadın erkek, yaşlı genç, çoluk çocuk cıvıl cıvıl maşallah. Salona girince bir de güzel anons ile geldiğimizi duyurdular sağ olsunlar. Sanki gelen kelli felli biriymiş gibi güzel de bir alkış aldık mı. En önden protokole de oturttular. Tabi ilden, kurumlardan, belediye(ler)den de temsilen çok sayıda protokol davetlisi…
Sunucu programı başlatıyor. Kısa bazı açıklamalardan sonra koro şefini, koroda bulunan öğretmen ve usta öğreticileri ve orkestrayı sahneye davet ediyor. Onlar da bir düzen ve güzellikle salondaki davetlileri selamlayarak sahnede yerlerini alıyorlar, hak ettikleri alkışları da beraberinde. Yer Erzurum konu türkü olunca alkışlar beni kesmiyor olmalı ki, kalkıyorum ayağa alkışlamaya devam ediyorum, diğer davetliler de bizimle birlikte. Anlayacağınız program girişi davetli desteği yönüyle süper ötesi bir durum. Ve nihayet koltuklara oturuyoruz…
Müdür Bey ev sahibi olarak hemen yanımda oturuyor. Sunucu konuşmasına devam ederken eğilip kulağıma; başkanım, sunucu önce beni sonra da sizi sahneye davet edecek. Konuşmalardan sonra da program başlayacak. Bize bir konuşma yaparsanız çok seviniriz diyor. Elbette yaparız diyorum kendisine ne demek memnuniyetle diyorum.
Müdür Bey’in konuşmasından sonra kürsüye davet ediliyorum. Günün ve eğitim kurumunun anlam ve önemine sağlam vurgu yapmalıyım. Bir de oldum olası hep rahatsız olduğun uzun bir protokol konuşması yapmamalıyım, konuşmayı kesinlikle kısa tutmalıyım diyerek içimden, kucağımda duran pardösümü koltuğa bırakıp sahneye çıkıyorum. Takım elbise laci, zarifinden bir kravat, cilalı ayakkabı o biçim, saç sakal tıraşlı ve taralı artist gibiyim, tığ gibi delikanlıyım adeta. Fakat bir o kadar da ciddi bir bürokrat görünümlü aynı zamanda…
Önce sunucuyla el sıkışıyor uzattığı mikrofonu alıyorum. Sonra koro şefi arkadaşımızla el sıkışıyorum. Daha sonra gözlerine bakarak tüm koroyu ve orkestrayı tebessüm ederek başımla bir güzel selamlıyorum. Sonra da konuşmamı yapmak üzere kürsüye değil de tam sahnenin orta yerine, davetlilerin net görüş alanına geçiyor, duruyor, başlıyorum........
© İnsaniyet
