menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

​Bu Hoca Bir Zaman Makinesi ​Maziden Atiye, Kürsüden Kalbe Bir Ders

31 0
10.04.2026

Kış bize her türlü yüzünü göstermişti artık. Kar gözümüzü doyurdu, gönlümüzü de…

Okul her zamanki yerinde; mevsimlerle bir alıp veremediği yok. Yine de gelseydi bahar, en çok fakültenin yüzü gülerdi. Ön bahçesindeki taş avlunun hemen önünde olurdu çemberden oluşan gül fideleri. Açmak için sabırsızlanıyorlardı. Lakin onlar da nasibini almıştı güzden; budanmak, her canlının kaderi olsa gerek daha gür çıkmak için. Adımlarımızı kesen keskin rüzgârlar, kâh gözümüzün içine değin ıslatan yağmurlarla koşturuyorduk.

​Zaman bir değirmen misali bizi turnikelerde dövüyordu. En çok biz koşardık tramvay duraklarında ve mermer koridorlarda. Öğrencinin şanına yakışan yemekhane sırası, karton bardaklı çayın fiyakası, ne de bitmek bilmeyen sınav telaşı bizdeki… Okul kütüphanesi baba ocağı gibi; derse her giren hocanın tavsiye ettiği kitabı bulmak gibisi yok. Kütüphanemizin adı Fuat Sezgin Kütüphanesi… Bazen saatlerce kalasın gelir ve mescitlerimiz, göz ardı edilmezse göz aydınlığımız… Ne isterdim namazgâhlara temiz baharın gelmesini.

​ Mahmur bir sabahın ufkunu söküp fakültenin yakışıklı avlusunda yine aldık soluğu. Kim bilir heybelerimize ne dolacak bugün? Zira her eve penceresi kadar düşerdi ayın ışığı… Asansör kapısının muzip selamını alıyorum önce. Bugünkü trafiği tenha. Yine de en iyisi merdivenlerdir. Sınıfımda en ön sırada alıyorum yerimi. Bazen çocukluğumun geçtiği tarlalara benzetiyorum sınıfımı; benim coğrafyamın kırmızı tarlaları gibi. Bazen Urfa sıcağı; boz ovaların bereketi, biricik serinliği Fırat’ın mavisi… Bazen de beton bir şehrin resmi çehresi… İkisinin de ortak özelliği; her mevsimdeki emek ayrı ama hasadı aynıdır. Düşüp geldiğimiz yollara hâsılı değiyor hasadı. Sermayesini kurtarıyor genç ömür bu tahta sıralarda.

​    Bugün ki ders tüm sınıfın dört gözle beklediği nadir derslerden. Sınıfımız 88 nüfuslu, her coğrafyanın güneşinden nasibini almış; her tabiattan çiçek dersen var. Sınıfın uğultusu yine volümünde. Herkeste sabahın mahmurluğu, sanki yelkovana yenik düşmüş gibi…

​Sınıfın kapısı aralandı işte. Yumuşak adımları ile kürsüsüne yürüyordu dersin öğretmeni.

Bu hocamız tam dersinin adamı; kır saçları düzenli taranmış, klas ceketi, içine giydiği uyumlu yelekleri ile tertibe cetvel çıkartan cinsten. Bir tek Osmanlı zamanından kalma köstekli saat eksik yeleğinin cebinde. İki kuşağa köprü olmuş bir vaziyeti var. Diğer hocalar gibi projeksiyon, slayt sunum ile zaman kaybetmez. Klas ve klasik bir anlatımı vardır her daim. Anlattığı her şeyi tarihe dayandırır. Tarihi şahsiyetlerin sözlerinden bile sınıfta yeni şahsiyetler inşa eder. Mütebessim hocalar çölde su gibidir. Nedendir bilinmez, öğrencinin zihni sanki hep gönülden geçer.

​Âdeti gereği hoca evine giriyor da ev ahalisine selam verip hâl hatır sorar gibi giriyordu. Bize hep ilkokul sıcaklığı olurdu bu girizgâh. Nasıl olduğumuzu biz de o an anlardık; gayet iyiydik her seferinde… Hocanın âdeti gereği masasına geçer, yoklama kâğıdını en öndeki öğrenciye uzatır ve başlardı bizim kâğıdın sıralar arasındaki........

© İnsaniyet