menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hatırlananı Ebedîleştirmek

11 0
26.03.2025

Edebiyatta Hafıza: Unutulmazın Peşinde

Edebiyat, insan belleğinin kaydını tutan en güçlü taşıyıcılardan biridir. Sözlü ve yazılı metinler, bireysel ve kolektif belleğin aynası olarak geçmişin izlerini günümüze taşıdığı gibi geleceğe de bizden izler bırakır. Kişisel bellek, bireylerin yaşamlarını şekillendiren ve bir parçası hâline gelen deneyimlerinden oluşurken toplumsal bellek; toplumun geçirdiği evreleri, kültür ve değerlerini kaydeder. Bireysel hafıza, bu genel geçmişin bir parçası olarak ona ait izleri koruma çabası içindedir. Edebiyat da bu noktada devreye girer. Unutulanı hatırlamak ve hatırlananı ebedileştirmek için… Peki, edebiyat hafızayı nasıl şekillendirir? Metinlerde farklı yollarla kaybolan anı canlandıran edebiyat, geçmişin izlerini estetik ve edebî bir biçimde işlemekle yükümlüdür.

Zamanın kaydedicisi olan bellek, kimi zaman hatırlattıklarıyla toplumsal gelişimi gözler önüne serer. Bu yönüyle bir saatin tik tokları veya kum saatinin çevrilmesiyle algılanan zamandan farklı bir resim çizer. Aristoteles’e göre geçmiş, zamanın içinde var olmuş ama artık kaybolmuştur; diğer parçası gelecek ise henüz yoktur, var olacaktır. Ona göre zamanı algılayan bir ruh olmadan zamanın da bir anlamı yoktur. Hatırlamanın ilk şartı algılamadır, hatırlamanın meydana gelmesi algılanan şeyin somutlaştırılması demektir. Geçmişin anılarına bellek vasıtasıyla ulaşan insan, bunları gündelik yaşamıyla ilişkilendirerek anlamlandırır ve böylece parça parça hatırlanan geçmiş, olayların belirli bir sıraya dizilmesiyle yeniden zamanın içine yerleştirilir. Assman’ın belirttiği gibi belleğin mekâna ihtiyacı vardır. Toplumsal hafızayı görünür kılan, yaşanan olayların toplumda aidiyet hissi oluşturacak sembollerle insan ve mekân arasındaki ilişkiyi güçlendirmektir.

Marcel Proust, Kayıp Zamanın İzinde adlı eserinde belleğin ve anıların nasıl canlandığını gözler önüne serer. Bir kurabiyenin tadı, geçmişe dair derin bir yolculuğun kapılarını aralayabilir. Bu, hafızanın edebiyatta nasıl işlediğinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Aynı şekilde Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanı da bireysel hafızanın, toplumsal dönüşümlerle nasıl iç içe geçtiğini gösterir. İstanbul – Hatıralar ve Şehir eserinde bir şehrin kolektif hafızasını bireysel anılarla iç içe........

© İnsaniyet