menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tükenen iktidar, paralize edilen muhalefet: Bir alternatifsizlik evreni nasıl inşa edilir?

17 0
27.03.2026

Bu yazı, yaklaşık on–on beş yıllık bir zaman dilimi boyunca Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının son demini yaşamakta olduğuna dair söylemlerin sürekli canlı tutulduğu ve tekrarlandığı bir atmosferde şekillendi. İktidar kaybı ile politik tükeniş arasında çoğu zaman gözden kaçırılan farklara dikkat çekme ihtiyacı, yazının çıkış noktasını oluşturdu. Burada tartışılan temel mesele, politik tükenişin iktidarın otomatik olarak el değiştirmesine yol açmayabileceği; aksine, siyasal alanın tamamına yayılan daha derin (hatta daha travmatik) bir aşınmayı beraberinde getirebileceğidir. Metin, içinde bulunduğumuz zaman dilimi içinde bu tablonun halen devam ettiği gözleminden hareketle kaleme alındı.

Son yıllarda Türkiye’de siyasal iktidarın karşı karşıya olduğu temel mesele, klasik anlamda bir yönetim krizi olmanın ötesine geçti. Bu kriz, iktidarın politika üretme kapasitesindeki  aşınma kadar, siyasal meşruiyetini yeniden üretme kabiliyetinde yaşadığı yapısal tıkanmadan da besleniyor.  Ne var ki bu tıkanma, iktidar bloku tarafından dürüst bir siyasal muhasebeye konu edilmek yerine, sistematik bir görünmezlik stratejisi aracılığıyla yönetilmektedir. İktidar, tükenmişliği kabullenmek yerine, onu görünmez kılmayı; yönetememe  hâlini siyasal bir tartışma konusu olmaktan çıkararak, muhalefetin eylem ve tahayyül alanını daraltmayı tercih etmektedir. Bu stratejinin merkezinde ise muhalefetin etkili bir siyasal aktör olma kapasitesinin sınırlandırılması ve seçmen nezdinde iktidarın gerçek ve güvenilir bir alternatifinin bulunmadığı iddiası yer almaktadır.

Bu bağlamda Türkiye’deki iktidar pratiği, modern siyaset bilimi literatüründe giderek daha fazla tartışılan bir vaziyete işaret etmektedir: Yönetme kabiliyetini yitirmeye başlayan iktidarlar, sorunlara çözüm üretmekten ziyade siyasal alanı daraltarak iktidarlarını muhafaza etme stratejisine yönelirler.  Buradaki temel mesele, iktidarın başarısızlıklarını telafi edecek yeni ve ikna edici bir perspektif yaratmasından ziyade, alternatif siyasal tasarımların dolaşıma girmesini engelleyen bir siyasal evreni inşa etmesidir. Bu alternatifsizlik evreni, hukuki düzenlemelerden medya alanının kontrolüne, seçim süreçlerinden muhalefetin meşruiyetinin sürekli tartışmalı hâle getirilmesine kadar uzanan çok katmanlı bir yapı olarak işlemektedir.

İktidarın takip ettiği bu hat, “demokratik siyasal rekabet” varsayımlarını aşındıran bir rasyonaliteye tekabül eder. Siyasal alan, farklı projelerin yarıştığı bir zemin olmaktan çıkarak, iktidarın sürekliliğini garanti altına almayı amaçlayan bir denetim rejimine dönüşmektedir. Muhalefet, bu rejim içinde siyasal yön tayin edici bir........

© İlke TV