menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seçim hesapları, ‘dostun gülü’ ve muhalefetin sorumluluğu

24 0
18.06.2026

Türkiye’de siyaset, uzun yıllardır seçim eksenli dar bir çerçeveye sıkışmış durumda. Toplumsal sorunların yapısal çözümünden ziyade, kısa vadeli kazanımlar ve seçim hesapları üzerinden kurulan dil; hem siyasetin ufkunu daraltıyor hem de toplumsal ilişkilerde onarılması güç kırılmalar yaratıyor. Oysa demokratik siyasetin asli görevi, yalnızca seçim kazanmak değil; birlikte yaşama iradesini güçlendirmek, eşit yurttaşlık zeminini tahkim etmek ve farklı toplumsal kesimler arasında güveni tesis etmektir.

Ne var ki seçim ihtimali belirir belirmez, bu temel ilkeler çoğu zaman geri plana itilmekte; yerine daha keskin, dışlayıcı ve kimi zaman incitici bir siyasal dil geçmektedir. Türkiye siyasetinde neredeyse her seçim sürecinde tekrar eden bu yaklaşım, demokrasiyi sandığa indirgerken, toplumsal hassasiyetleri de kolaylıkla göz ardı edebilmektedir. Bu bağlamda Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı bir röportajda sarf ettiği ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kürtçe anadili olan bir adayı desteklemeyecekleri yönünde yorumlanan sözleri, Kürt kamuoyunda ciddi bir rahatsızlık ve yoğun tepki yarattı. Çünkü, insan, en derin yarayı, kendisine uzak olandan değil; en yakınında durandan alır. Uzak olandan beklenti yoktur ya da azdır, yakın olan ise beklentinin ötesinde kişinin kendisiyle özdeşleştirilir. Söz konusu açıklamaya yönelen tepkiyi yalnızca bir siyasi polemik olarak görmek, meselenin taşıdığı duygusal ve tarihsel yükü göz ardı etmek olur.

Bu tartışmayı salt siyasi aktörler arasındaki bir polemik olarak değerlendirmek fazlasıyla indirgemeci olacaktır. Zira söz konusu olan yalnızca bir seçim stratejisi değil; dil, kimlik, eşitlik, temsil, siyasal tutarlılık ve vefa gibi çok daha derin ve tarihsel boyutları olan bir meseledir. Henüz zamanı dahi netleşmemiş bir seçim ihtimali üzerinden, yıllardır ağır bedeller ödemiş; buna rağmen demokratik değerlere bağlılığını koruyan bir halkı inciten dil kurmak, yalnızca siyasi açıdan değil, etik bakımdan da ciddi bir sorun alanına işaret etmektedir. Tartışmanın odağında bir seçim ihtimali bulunsa dahi, meselenin kapsamı bundan ibaret değildir. Asıl mesele; bir halkın dili, kimliği ve kültürel varlığına yaklaşımın nasıl kurulduğu ve bunun siyasal ilişkilerde nasıl bir karşılık bulduğudur.

Öte yandan tartışmaların odağında olası bir seçim ittifakı ya da seçim işbirliği olduğu için şu hususları da hatırlamadan geçmek olmaz: Seçim dönemlerinde tedavüle sokulan sistemli ezberlerden biri de bugün DEM Parti ile temsil edilen Kürt siyasi hareketinin pozisyonuna ilişkin bilgi kirliliği ve maksatlı dezenformasyonlardır. Seçim süreçleri çatışmalı dönemlere denk geldiğinde, bu dezenformasyonun başlıca taşıyıcısı çoğu zaman iktidar olur. Kendi tabanını konsolide etmek ve daha geniş milliyetçi-muhafazakâr seçmen kesimlerine ulaşmak adına DEM Parti, sistematik........

© İlke TV