menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gülistan Doku: Bir kayıp değil, bir sistem meselesi

31 0
23.04.2026

Kahvaltı öncesi avludaydım. Beton zemini döven adımlarımın sesi, tecrit sessizliğine karşı inatçı bir isyandı. Aynı zamanda dimdik ayakta olduğumun da bir kanıtı. Sabah voltası, hapishanede sıkıcı tekdüzelikten çalınmış rengarenk bir özgürlük gibiydi: Yüzüme değen serin hava, duvarların üzerinden sızan gün ışığı ve insanın içine dolan taze bir yaşama sevinci… Yürüdükçe bedenim açılıyor, ruhum dar mekâna rağmen genişliyordu. Elimde tamamlamayı bekleyen bir dosya, kafamda yarım kalmış cümleler, bir de okunmayı bekleyen kitaplar… Zaman burada ağır akıyor derler ya, öyle hissetmiyordum. Tam tersine, sanki daralmıştı zaman; yapacak çok şey vardı, düşünmek, yazmak, yoğunlaşmak. Yetmiyordu…

O esnada işittim demir kapının sesini. Önce uzaktan anahtarların metal tınısı, sonra aşağılık bir kapı kolu gürültüsü ve sürgünün çekilişi… Bu seslere alışkındım ama her seferinde insanın içine bir şey çöker. Dönüp bakmadım. Voltamı bölmek işime gelmedi.“Varsa bir dertleri, gelir söylerler” diye düşünmeyi öğretmiştim kendime… Sonra açıldı kapı. İçeriye gireni farkettim, gardiyan değil, başkasıydı. Sağ elinde eşyalarını sıkıştırdığı bir torba, diğer elinde siyah kılıfı içinde bir bağlama… O an anladım. Sıradan bir giriş değildi, bu. Sert bir yalnızlığın bitiş işareti… İçeri girer girmez, göz göze geldik. Mehmet Ali Bul…Dersim Belediye Eşbaşkanımız, sevgili yoldaşım… Üç yılı bulan tecridin ardından, aynı hücrede buluşmak da varmış, mücadelemizin onurlu yazgısında. Kucaklaştık. O an, beton duvarlar bir anlığına geri çekildi sanki. Dersim halkının başeğmez, yiğit direngenliği dolmuştu hücreme, bolca da Munzur Dağları’nın kekik kokusu…

İçimden şu geçti: Tarih tekerrür ediyor; Şeyh Said ile Seyit Rıza’nın mücadele kaderi, bir yüzyıl arayla bu kez torunları üzerinden aynı yerde kesişiyordu. Bir zamanlar darağaçlarında tamamlanan hesaplaşma, şimdi beton duvarların içinde sürdürülüyordu. Yöntem değişmişti belki ama zihniyet hâlâ aynıydı. Voltada iki kişiydik şimdi. Aslında çok daha fazlası! Bu toprakların hafızası, acıları, direnişleri hep bizimleydi…

Gülistan’la ilgili haberleri dinlerken canlandı hafızam… Onun kayıp haberlerini o duvarların içinde, her seferinde yüreğimiz biraz daha yanarak karşılamıştık. Günler geçmiş, haftalar geçmiş, aylar geçmişti… Ama ne bir iz ne de bir teselli. Bir şeylerin karartıldığı belliydi. Acılı bir ailenin feryatları her defasında yüreğimizi delmişti. Bugünlerde gözümün önünde hep aynı görüntü: Dersim sokaklarında tek başına yürüyen genç bir kadın… Yalnız, düşünceli… Kendi hayatıyla birlikte, bir coğrafyanın yükünü de taşıyor gibi… Görüntüden daha ağır olanı, görüntünün sonrasının karanlık olması. Dersim gibi bir yerde… Neredeyse her sokağı, her köşesi izlenen bir kentte… Bir insanın kaybolduğu ana dair kayıtların ortadan kaybolması, akıl alır gibi değildi. Pekii, başkalarının aklı nasıl yattı bu işe anlamak mümkün değil. Belli ki bir tercih söz konusuydu, politik bir tercih…

Bitmiyor vahimlikler; Gülistan’a ait SIM kartın,........

© İlke TV