Kurgu ve gerçeklik arasında bir kitap
Okunanlar üzerinde düşünme, bunları belli sorulara yaslandırma ya da soruların yanıtını arama çabasıyla başlayan edebiyat eleştirisi, zamanla gelişmiş, edebî eserin içerik,yapı ve üslûbu üzerinde tarafsız kurallarını, ilke ve yöntemlerini oluşturmuştur. Bu“nesnel eleştiri”nin dışında şahsi duygu ve düşüncelerinin öne geçtiği öznel diyebileceğimiz yaklaşımlar da var.
Eleştirmen değilsek ve böyle öznel bir yaklaşımla bir edebi eserden söz ediyorsak en başta “bana göre.bence” demeyi unutmamamız gerek.
Nesnel dediğimiz eserde yeniden üretilen gerçeklikteki olaylar, yaşam tablolarını, karakterleri, çatışmaları, durumları, kısaca yazarın bilinci dışında varlık gösteren her şeyi kuşatır. Öznel ise yazarın kendi duyguları ve düşünceleriyle olaylar karşısında takındığı tavırla ve bunların değerlendirilmesiyle ilgilidir.
Bu düşüncelerden hareketle İbrahim Baykal’ın bir süre önce yayınlanan ‘Dolunay’ adlı ilk romanından söz etmek istiyorum.
Roman kendini bir çırpıda okutuyor. Bunda yazarın süslü anlatımlardan kaçınarak sade bir dil kullanmasının etkisi olsa gerek.
İbrahim Baykal’ın ‘Dolunay’ adlı romanı, bir aşk örgüsü etrafında dönse de: sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda bu toprakların toplumsal yapısını, tarihini ve insan ilişkilerini de harmanlayarak veren tarihsel arka planı olan bir kitap.
Roman, merkezine hazin bir aşk hikayesini alırken, bu aşkın etrafında toplumsal barış, aidiyet ve insanca yaşam temalarını işler. Yazar,........
