menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mültecilerin canına okuyan belge: Ajanda 2030

8 0
20.06.2026

Kapitalizm, yeni bin yıla, Milenyum Çağına, “Kimseyi Geride Bırakma” sloganıyla giriş yaptı. “Sürdürülebilir Gelişim” dedikleri kapitalist revizyon için “BM 2030 Ajandası” yazıldı. Sözüm ona eşitlik için yola çıkılmıştı ve en kırılgan, dezavantajlı grupların elinden tutulacaktı. Tabii bütün bu söylemler kapitalist sistemin sürdürülebilir olması içindi. Propagandif yönü bir yana, 2030 Ajandası yeni sömürü ve göç stratejilerine kapı açtı. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde egemenlerin verdiği mesajlar, gerçek hak savunucularından farklı olarak,  aslında 2030 Ajandasının çizdiği o rotayı kutsuyor.

Ana hedefi 2015 yılında belirginleşen “Ajanda 2030”, küresel göç meselesine de el attı. Takvim yaprakları 19 Eylül 2016’yı gösterdiğinde BM Genel Kurulu “Göçmenler ve Mülteciler için New York Deklarasyonu”nu yayımlandı. İki yıl sonra, 19 Aralık 2018’de, BM Genel Kurulunda bu kez “Güvenli, Sistemli ve Düzenli Göç için Küresel Mutabakat Metni” kabul edildi. Peki, bu belgeler ne anlama geliyordu?

20’nci yüzyılda gerçekleşen göçlerin ve zorunlu yer değiştirmelerin ana hattı düzensiz göçlerdi. Yerinden edilmiş insanlar çoğunlukla sınırları kaçak yollardan aşıyordu. Ve bu durum başlangıçta göç ve iltica hakkının önünde bir engel olarak görülmüyordu. Özellikle 1951 Cenevre Mülteciler Sözleşmesi göç ve iltica hukuku bakımından önemli kazanımlar getirmişti. İşte, “Ajanda 2030”la şekillenen yeni küresel mutabakat bütün bu kazanımları ayaklar altına alacaktı. “İzin”, “düzen”, “devlet” ve “sistem” dâhilinde olmayan bütün sığınmacılar kriminal datalar içine alınacak, göç ve iltica haklarından koparılmış olacaklardı. Bu yeni küresel strateji herhangi bir şey değildi ve bu stratejiyle beraber mülteciler için daha karanlık bir “çağ” başlayacaktı.

Yeni düzende “düzenli” ve “düzensiz” göç

Bir soru: Savaşları, sömürü ve talanı diğer ülkelere götüren merkez kapitalist devletler (emperyalizm), bunu hangi “düzen” ya da “düzenli” normlar içinde yapıyor? Klasik normatif uluslararası hukukun geride kaldığı bir dünyada savaşın ve bombaların vahşeti kural tanımıyor. O halde savaştan, yıkım ve yokluktan kaçmak zorunda kalan insanların zorunlu göç serüveninde “düzen” aramak niye? Ya da bombalar ve can korkusu koridorunda “düzenli göç” ne kadar mümkün, ne kadar imkân dâhilinde? Aslında kriminal olan savaşları ve sınıfsal uçurumu ihraç eden egemen “düzenin” kendisinde. Bir başka deyişle; savaşların ve göçlerin müsebbipleri, kurbanlarının boynuna “ düzensiz göçmen” yaftası........

© İlke TV