menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kürtlüğün tanısal halleri; muayene odasındaki sessizlik

19 0
07.06.2026

İsmim sorulduğunda iletişimde her zaman küçük bir duraklama olur. Karşıda yoğun bir merak, bende ise hangi telaffuzla söylemem gerektiğinin ağırlığı… Şöyle bir nefes alır ve karşıdakinin en anlayabileceği versiyonla söylerim. Yüzdeki belirsiz ifade ortamda hemen hissedilir; ekşi, acı, tatlı hepsi birbirine karışır. Karşımdaki ismimi tekrarlarken telaffuz güçlüğü mü, yoksa başka bir şey mi diye anlamaya çalışırım. “Hangi dilde bu isim?” sorusuna “Kürtçe” dediğimde, sarışınlığımdan mütevellit “Ama hocam hiç benzemiyorsunuz” cümlesini işitir ve ardından gelen o kısa süren sessizliği gülümseyerek karşılarım. Yutkunma hareketinden sonra konu değişir ancak ilk karşılaşma artık iletişime karakterini vermiştir.

O gün de böyle başlamıştı. Beş yıl sürecek olan kardiyoloji asistanlığımın ilk günleriydi. Koroner yoğun bakımdayım; beş yatak. İlk yatakta hoca ismimi sormuş, ortamın havası değişmişti. Her bir yoğun bakım yatağının başında durup geçiyorduk. Hoca deneyimli, saygın birisiydi. Aradan 23 yıl geçmesine rağmen şimdi bile büyük saygı hissederim; hekimlik tutumu içimde derin izler bırakmıştır. İlk gün ilk turda, beşinci yatağa kadar bir şey birikmişti odada. Her bir yatak bir yıl gibi gelmişti. Beşinci yatak, beşinci yıl! Adını koyamadığım bir gerilim… İsmim söylendikten sonra değişen havayı sanki derin derin içimize çekmiştik.

Beşinci hastanın başında hoca duraksadı. Koca beş yıl bir saatte çabuk geçmişti. Döndü ve bana baktı:

“Peki şekerim, Kürt meselesi sence nasıl çözülür?”

İçimde birkaç şey aynı anda oldu. Tedirginlik vardı, evet. Ama inatçı bir karakterim var; susup geçmek, onu rahatsız etmeyecek yumuşak bir şeyler mırıldanmak istemedim. “Demokratik yollarla tabii ki” dedim. Net bir ifade. Kimlik, kültürel ve dilsel sorunlar var; bunların demokratik çözümü mümkün ve gerekli.

“E peki bu terör neden, sen destekliyor musun?” diye sordu.

Bu soru çok tanıdıktı. Aslında bir soru değil; içinde cevaba ilişkin beklentinin yoğun olduğu bir ifadeydi. Onay, itaat ya da en azından suskunluk… Ben yine de konuştum. Hoca bir ara sendeledi, bunu çok net hissettim. Güçlü bir kurumun içinde, hiyerarşinin tam ortasında, asistanlığımın ilk gününde bir Kürt olarak konuşmuştum ve karşımdaki insan bunu beklemiyordu.

Evet, beyaz önlük bir şeyleri örter gibi görünür: Mesleki otorite, bilgi, statü… Ama ayrımcılık bu perdeyi hızla kaldırır. Odada kim olduğun değil, tam olarak ne olduğun sorulur.

Kürt bu ülkede doktor olsa da, hasta olsa da, sanatçı olsa da, işçi olsa da aynı soruyla karşılaşır: “Ne düşünüyorsun? Bize göre mi düşünüyorsun?”

İsim ise bazen bir kimlik belgesidir. Peşinden gitmişsen ve taşımaya çalışmışsan karakterin olur.

Meslek hayatımın ilerleyen aşamalarında, memleketin batısında çalıştığım dönemde muayene odasında devam etti tüm bu diyaloglar. Hastaların bir kısmı kim olduğuma dair bilgiyi internette arıyor, kimlik tanımlaması yapınca daha hazırlıklı geliyordu. Gelenler arasında odada doğrudan söyleyen de oluyordu, sessizliğiyle belli eden de.

Muayene odasında bir hasta düşünün.........

© İlke TV