menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Varolmanın en çıplak hâli: Yaşamak

12 5
11.02.2026

Yu Hua’nın Yaşamak adlı romanıyla tanışana dek, toplumsal kırılmaların ve yalın insan hikâyelerinin tek bir metnin gövdesine bu denli sarsılmaz bir bütünlükle sığabileceğine dair düşüncelerim karmaşıktı. Romanı okuyunca düşüncelerim berraklaştı ve yerli yerine oturdu. Yu Hua, tarihin akışına yalnızca dışarıdan bakan bir tanık değil, o akışın içinde sürüklenen ve onu kelimeleriyle yeniden inşa eden bir anlatıcıdır. Savaşların, devrimlerin, felaketlerin ve göçlerin yarattığı o büyük savrulmalar, Yu Hua’nın kaleminde insan ruhunun en mahrem ve dokunaklı sahnelerine dönüşerek okuru derinden sarsar.

Jaguar Kitap’ın 2016 yılında başlattığı yayın serüveninde roman kısa sürede 75. baskıya ulaşarak hak ettiği ilgiyi görür. Benim bu sarsıcı metinle buluşmam henüz çok yeni gerçekleşmiş olsa da kitabın yarattığı o evrensel etkinin neden bu denli büyük ve içten olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyorum. Kitap; tarih, coğrafya, mitoloji ve kültür bakımından tam bir edebiyat hazinesi niteliğinde olsa da en çok insana dokunuşuyla ulaşıyor ve ruhla derin bağlar kuruyor. Çünkü eğer ruh kaybedilmişse bütün hikâyeler yalandır. Bu yönüyle Yaşamak, sadece açlığın ve yoksulluğun hikâyesi değil; bir halkın, bir coğrafyanın ve bir dönemin politik hafızasını geleceğe taşıyan bir tanıklıktır. Politik gerçekliğin ağırlığıyla yoğrulan ama bir o kadar da insan ruhunun direncine yaslanan bu eser; sınırların çizdiği değil, insanların kurduğu dünyaları hatırlamak isteyenler için sarsıcı bir yolculuk. Temel mesajın evrenselliği ise duygu ve şefkatle iletilmesinde saklı. Zorluk karşısında direnç, kayıp ve anlam arayışı gibi temalara yaslanıyor.

Anlatımın kalbi kıran bir yanı da var. Çünkü insanî değerlerin parçalarını yakalıyor. Tüm olumsuzluklara, zorluklara rağmen yaşamaya devam etme gücü ve kararlılığı, umudu asla kaybetmeden hem büyük üzüntüleri hem de küçük sevinçleri kucaklamayı öğretiyor. Yaşanan trajedilerin üzüntüsü ve melankolisinin anlatımında kendini acındırma değil, oldukça gerçekçi bir anlatıma sarılmış yazar. Çin tarihinin ve Çin Komünist Partisi’nin yıllara yayılan pratiğidir okuduğumuz. 1940’ların sonundaki iç savaş, 1950’lerin sonundaki Büyük İleri Atılım’ın yıkıcı ekonomi politikaları, 1966-76’daki Kültür Devrimi’nin toplumsal travmalarına kadar büyük siyasi ve sosyal çalkantılarla dolu bir dönemdir bu. Yeri gelmişken ifade etmeliyim. Çin Kültür Devrimi yığınca yanlışlarla doludur. Meydanlarda kitaplar yakılmıştır........

© İlke TV