Haydi Kızılbaşlar Divanı Harp’e
10 Şubat’ta Edirne otoritelerinin dosyayı Divanı Harp’e yollamak istediğini öğreniriz. Ret cevabı veren mahkeme olayı “alelade” diye tanımlar. Basın-idare-yargı ilişkisi “Alevifobi”nin sadece bir söylem değil idare tekniği olduğunu gösterir.
Milliyet’te 10 Şubat 1931’de ikinci sayfada Edirne vakasının devamına ilişkin yeni ve kısacık bir haberi yer alır: “Kızılbaşlar” başlığının altında, daha küçük puntolarla, başlık-alt başlık arası bir formla şu yazılır: “Divanıharbe sevklerine lüzum görülmedi.”
Haber İzmir mahreçlidir. Edirne’deki bir vakada niye İzmir? Haberi okuyunca anlıyoruz:
“Edirne nin Hizar ağa karyesinde yakalanan 34 kadar kadın ve erkek kızılbaşın divanıharbe gönderilmeyerek mahalli müddeiumumiliğe (savcılığa) tevdii (teslim, yollama, verme) divan müddeiumumiliğinden Edirne Vilayetine bildirilmiştir.”
Editorya bir gün önce 31 kişinin gözaltın alındığını duyurmuşken bugün “34 kadar kadın ve erkek Kızılbaştan” söz eder ve elbette farkın sebebini açıklama ihtiyacı duymaz. Dosyanın neden olağanüstü mahkemeye yollanmak istendiğine dair bir bilgi de, mahkemenin niye reddettiğine dair bir bilgi de yoktur.
“ALELADE KATİL VAKALARI…”
Aynı gün aynı haber Cumhuriyet’in dördüncü sayfasında yer alır. Biraz daha ayrıntı içeren haber sayesinde Mahkeme’nin ne düşündüğünü, nasıl düşündüğünü anlamak mümkün olur. Başlık:
“Alelâde katil vak’aları divani harbe gönderilmiyecek.”
Alelade katil vakaları? Alevilerin ayin yapması tekke ve zaviyelerin kaldırılması kanunundan beri yasak kabul edilip sürekli polisiye-adli baskınlara konu olduğu için her şeyin rejimin öngördüğü rutin içinde yer aldığını ifade ediyor muhtemelen mahkeme.
Fakat adam öldürmenin “alelade” sayılmasının izahına yetmez bu; üstelik Vakit, Milliyet ve Cumhuriyet gazetesinin 9 Şubat (ve bu haberin çıktığı 10 Şubat) nüshalarındaki Menemen haberlerinde dile getirildiği gibi aynı mahkeme zaten bazı Kızılbaşları yargılamış ve mahkum da etmiştir.
İKTİDAR-MEDYA-YARGI MEKANİĞİ
Mahkemenin tutumunu ele almadan önce bir noktanın üzerinde durmakta fayda var: Gazeteler 4 Şubat’ta meydana gelen vakayla (Yarın’ın 6 Şubat’taki yayınına rağmen) ilgilenmezken neden 9 Şubat’ta, üstelik fazla bilgi içermeyen ama duygusal etki yaratmaya çabalar biçimde haber yaptı?
Aynı gün Menemen mahkemesinin meseleyi ele aldığını biz 10 Şubat’ta öğreniyorsak, şunu söyleyebiliriz: Zamanlama, mahkemenin konuyu ele aldığı gün medyada başlayan yayınların kendiliğinden gelişmediğini düşündürüyor.
Kuvvetle muhtemel,........
